Sorel

Sanatın hayatın süsü, albenisi olduğu gerçeği benim için apaçıktı. Ancak hayat benim için cazibesini yitirmişken, benim eserlerim başka insanları nasıl cezbedecekti? Kendi hayatımı yaşı- yor olmadıkça, başka bir hayatın dalgaları beni taşıyor oldukça - hayatın bir anlamı olduğuna inandıkça, ama bu anlamı tanımla- yamadıkça- hayatın, sanatın her türündeki yansımaları bana zevk veriyordu; hayata sanatın aynasından bakmak zevkli bir uğraştı. Ne var ki, hayatın anlamını aramaya başlayıp da kendi hayatımı yaşama zorunluluğunu hissetmeye başlayınca, o ayna benim için gereksiz, lüzumsuz, saçma ve acı veren bir şeyoldu. Artık aynada gördüklerimle kendimi avutamıyordum, çünkü aynada durumumun aptalca ve ümitsiz olduğunu görüyordum.
Reklam
Türkiye’de sürüyle mevcut
Bir sanatçı olarak ben yazıp çiziyor ve insanları eğitiyordum. Ama ne öğrettiğimi ben de bilmiyordum ve bu işin karşılığında belli bir ücret alıyor, nefıs yemekler yiyor, harika bir yerde kalıyor, muhteşem kadınlarla birlikte oluyor ve mükemmel bir camianın içinde yer alıyordum. ünlü biriydim, bu da öğrettiklerimin doğru şeyler olduğunu gösteriyordu. Sanatın anlamına ve hayatın tekamülüne olan bu inanç bir dindi ve ben bu dinin papazlarından biriydim. Bu dinin papazlarından biri olmak eğlenceli ve karlı bir şeydi. Epeyce bir süre bu inancın içerisinde doğruluğundan şüphe duymadan yaşadım.
“Bilinç, kendinde olanı, kendisi için olan olarak bilir.”
Vicdan, insanın kendi içine kendi elleriyle yerleştirdiği bir köle ağasıdır. Onu kendisine ait olduğunu sandığı isteklere göre hareket etmeye yöneltir, oysa bu istekler, aslında dıştan gelen toplumsal taleplerin içselleştirilmesidir. Sert ve acımasızdır, insanın bütün yaşamını gizemli bir günahın kefareti haline getirerek, zevki ve mutluluğu yasaklar.
Luther’in dünyasal yetkeye karşı tutumunun, dinsel öğretileriyle çok yakından ilişkili olduğunu anlamamız önem taşımaktadır. Bireyin, erdemleri açısından kendisini değersiz ve önemsiz hissetmesini sağlamakla, onu Tanrının elinde güçsüz bir aletmiş gibi hisseder duruma sokmakla. Luther, baskıcı bir dünyasal yetkeye karşı kesin tavır almak için insanda mutlaka bulunması gereken özgüveni ve insanlık onuru duygusunu yok ediyordu. Birey, onur ve gurur duygusunu yitirdi mi. ruhbilimsel olarak, ortaçağ düşünme biçiminin belirleyici özelliği olan duyguyu da, yani yaşamın amacının, insan, onun tinsel kurtuluşu ve tinsel erekleri olduğu duygusunu yitirmeye hazır demekti.
Reklam