Antonio Gramsci’nin entelektüel tanımı yalnızca geleneksel ve organik entelektüel ayrımına dayanmaz; aynı zamanda iktidar ile hakikati söyleme cesareti anlamına gelen parrēsia arasındaki gerilimin farkında olmayı da gerektirir. Bu nedenle entelektüeli yalnızca geleneksel ve organik kategorilerine indirgemek yerine, onun tarihsel ve etik karakterini de genişletmek gerekir. Bu noktada Walter Benjamin’i anmak elzemdir.
Benjamin, Über den Begriff der Geschichte adlı eserinde tarih anlayışını açıklarken Paul Klee’nin Angelus Novus adlı tablosuna başvurur. Benjamin’in yorumunda Angelus Novus’un yüzü geçmişe dönüktür; melek geçmişin yıkıntılarını görürken, “ilerleme” olarak adlandırılan fırtına tarafından durmaksızın geleceğe doğru sürüklenir. Bu imge tarihçinin konumunu olduğu kadar entelektüelin konumunu da simgeler. Çünkü tarihçi, geçmişi yalnızca kronolojik bir anlatı olarak değil, bugünü ve geleceği belirleyen tarihsel bir alan olarak okur. Bu nedenle tarihçinin görevi geçmişi olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi ortaya koymaktır. Böyle bir tarihsel bakış, aynı zamanda entelektüelin etik sorumluluğunu da ifade eder.
Benjamin’in ifadesiyle tarihin Angelus Novus’u, tarihi hem bütünlüğü içinde okur hem de her kültür belgesinin aynı zamanda bir barbarlık belgesi olduğunu gösterir. Dolayısıyla tarihçinin bakışı ile entelektüelin konumu birbirinden ayrı değildir; her ikisi de geçmişin enkazına bakarken, hakikati söyleme cesaretiyle bugüne müdahale etme sorumluluğunu taşır.
Türkiye’de popüler tarih anlatısının en görünür figürlerinden biri olan İlber Ortaylı’nın tarih anlatısı ise yüzünü geçmişe dönmekle birlikte, bu geçmişi bugünün ideolojik hamasetinin malzemesi hâline getirme eğilimi gösterir. Geçmişe yönelirken bakışını belirli bir tarihsel noktaya