Sorel

Olağandışı katı bir babanın yetiştirdiği Calvin, çocukluğunda çok az sevgi ya da güvenlik tattığından, yetkeye karşı, sürekli olarak karışık duygular beslemiştir; yetkeden nefret etmiş, ona karşı durmuş, aynı za­ manda da ona hayran olmuş ve boyun eğme eğilimi göstermişti.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kapitalizmdeki ekonomik gelişme, psikolojik ortamda gözle görülür değişiklikleri birlikte getirdi. Ortaçağın sonlanna doğru, bir huzursuzluk havası esmeye başladı. Çağdaş anlamda zaman kavramı gelişmeye başladı. Dakikalar değerli hale geldi; bu yeni duyguyu somutlaştıran en çarpıcı olgu, Nümberg’de saatlerin on alımcı yüzyıldan sonra her on beş dakikada bir çalmasıdır.19 Tatillerin, bayramların fazlalığı bir talihsizlik olarak görünmeye başladı. Zaman öylesine değerliydi ki, herkes, yararlı olmayan bir amaç için zamanı asla harcamamaya özen gösteriyordu. Çalışmak giderek çok üstün bir değer haline geldi.
İnsan doğası yeterince gelişebilse, ideal olan komünizmdir. ‘Communis enim’, diyor Roma İmparatoru Gratianus, ‘usus omnium quae sunt in hoc mundo, omnibus hominibus esse debuit.
Rönesans küçük dükkan sahiplerinin ve küçük-burjuvalann değil, servet sahibi soyluların ve burjuvaların kültürüydü. Bunların ekonomik etkinliği ve serveti, onlara bir özgürlük ve bir bireysellik duygusu veriyordu. Ama aynı zamanda, bu aynı insanlar bir şeyi —ortaçağ toplumsal yapısının sunduğu güvenliği ve ait olma duygusunu— yitirmiş durumdaydılar. Daha özgürdüler, ama aynı zamanda daha yalnızdılar şimdi. Güçlerini, iktidarlarını ve servetlerini, yaşamdaki son haz damlasını sıkıp içmek için kullanıyorlardı: ama bunu yaparken, acımasız olmak, kitleleri yönetmek ve kendi sınıflan içindeki rakiplerini de­ netlemek için, fiziksel işkenceden psikolojik saptırmaya dek her türlü araca başvurmak durumundaydılar. Bütün insan ilişkileri, iktidarı ve serveti korumak uğruna yürütülen bu korkunç ölüm-kaltm savaşıyla zehirlenmişti. İnsanın diğer insanlarla —ya da hiç değilse kendi sınıfının insanlanyla— dayanışması, yerini sinsi bir kopma tutumuna bırakmıştı: diğer bireylere, kullanılacak ve saptırılacak, çekip çev­ rilecek “nesneler" gözüyle bakılıyor ya da. kişinin amaçlarına böylesi uygunsa, bu insanlar acımasızca yok ediliyordu. Birey, tutkulu bir benmerkezciliğe. döymakbilmez bir iktidar ve servet oburluğuna kapılmıştı.
İnsanın biyolojik zayıflığı, insan kültürünün koşu­ludur. İnsanoğlu; varoluşunun başlangıcından başlayarak, farklı etkinlik yolları arasında seçme yapma durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Hay­vanda örneğin açlık gibi bir uyaranla başlayıp az çok kesin olarak be­lirlenmiş etkinlik yoluyla son bulan kesintisiz bir tepkiler zinciri vardır, insanda, bu zincir kesintiye uğrar. Uyaran vardır, ama ne şekilde doyuma ulaşılacağı sorusu yanıt beklemektedir, yani insan, farklı edim yollarından birini seçmek durumundadır. İnsan, önceden belirlenmiş içgüdüsel bir edimi gerçekleştirmek yerine, zihninde olası edim biçimlerini tartmak zorundadır: böylece düşünmeye başlar. Doğa karşısındaki rolünü değiştirir, tümüyle edilgin uyarlanmadan, etkin uy­arlanmaya geçer: üretmeye başlar. Aletler icat eder: bu şekilde doğaya egemen olurken, kendisini ondan giderek daha fazla ayırır. Kendisinin —daha doğrusu kendi kümesinin— doğayla aynı olmadığının belli be­lirsiz farkına varır. Birden yazgısının çok trajik olduğunu kavrar: hem doğanın bir parçası olarak kalacak, hem de onu aşacaktır. Çeşit çeşit düşlemler içinde bunu yadsımaya çalışsa bile, önünde sonunda ölümle karşılaşacağının farkına varır.