Sorel

Freud’un göremediği üretim tarzı gerçeği
Bir yanda doğanın belli itkilerle donattığı bir birey, öte yandaysa, ondan apayrı, bu doğal eğilimleri doyuran ya da bastıran bir toplum diye bir şey yoktur. Açlık, susuzluk, cinsellik gibi bütün insanlarda ortak olan bazı gereksinimler vardır gerçi ama sevgi ve nefret gibi, iktidar hırsı ve boyun eğme arzusu, duyusal zevkleri yaşama ya da yaşamaktan korkma gibi insanın kişiliğindeki farklılıkları oluşturan itkilerin hepsi de, toplumsal sürecin ürünleridir. İnsanoğlunun en güzel ve aynı zamanda en çirkin eğilimleri değişmez ve biyolojik olarak var olan insan doğasının bir parçası değildir, bunlar, insanoğlunu yaratan toplumsal sürecin sonuçlarıdır. Başka deyişle, toplumun yalnızca bir engelleyici, basımcı işlevi (gerçi bu da vardır ama) değil, aynı zamanda bir yaratıcı işlevi de vardır, insanın doğası, tutkuları ve kaygıları kültürel bir üründür; hatta, insanoğlunun, yazılı şekline tarih dediğimiz sürekli çabalarının en büyük başarısı ve en önemli yaratısı, bizzat insandır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

Sorel

, bir kitabı okumaya başladı
Erich Fromm
8.7/10 · 1.999 okunma
“dolaysız kesinlikler”e olan inanç, biz felsefecilere onur veren bir ahlak çocuksuluğudur:
Gençlik yıllarında, hayattan elde ettiğimiz en iyi şeyi oluşturan şu ince ayrıntı sanatından yoksun olarak saygı duyarız, hor görürüz ve bu biçimde gafil avlanmış insanın ve şeylerin kefaretini ucuz biçimde acımasızca, evet ve hayırla ödemeniz gerektiğini düşünürüz. Her şey öylesine yönlendirilir ki, sahici yaşama sanatçılarının yaptığı gibi, duygularına biraz sanat katmayı öğreninceye, yapay olanı denemeye kalkışıncaya dek, beğenilerin en kötüsü, koşulsuz olanın beğenisi, gaddarca alaya alınır, kötüye kullanılır. Genişliğin özelliği olan hiddet ve saygı, insanlara ve şeylere kalpazanlık yapıp onlardan öfkesini çıkarmadıkça huzur bulmaz görünüyor. - Gençliğin kendisi, biraz kalpazanlık ve dolandırıcılıktır da. Sonraları, genç ruh, her çeşit hayal kırıklığının cefasıyla, sonunda kuşkulu bir biçimde kendine karşı çıkar; hala sıcak ve vahşidir, kuşkusu ve vicdan azabında da: Nasıl da kızgındır kendine şimdi! Nasıl da sabırsızca parçalar kendini! Uzun sürmüş körlüğünün intikamını nasıl da alır, sanki bu körlük kendi iradesiyle olmuş gibi! Bu geçişte insan kendini, kendi duygularına güvenmeyerek cezalandırır; coşkusuna kuşkularıyla işkence eder; gerçekten de insan, temiz bir vicdanı bile bir tehlike gibi duyar, sanki o bir kendini örtme yolu ve daha ince bir namusluluğun yorgunluğuymuş gibi; ve her şeyden önce, taraf olur insan, ilkece taraf olur, “gençliğe karşı!- Bir on yıl sonra: Anlar, bütün bunlar da - Hala gençlikti!
Herkes için olan kitaplar her zaman pis kokan kitaplardır: Küçük insanların kokusu sinmiştir onlara. Halkın yediği içtiği, hatta tapındığı yerlerin kokması alışılmış bir şeydir. Eğer insan temiz hava almak istiyorsa, kiliseye gitmemelidir.