Doğu'nun uyanışına katılmak bir ayrıcalıktır, bir heyecan, bir coşku ve bir kuşkudur. Uyuyan beyninde ne gibi hayırlı ya da canavarca düşünceler yeşermişti? Uyanırsa ne yapacak?
Sahra hapishanesindeyken tehlikelere karşı ördüğüm kabuğumu oluşturan korkunun şekli farklıydı. Ama burada -özgür dünya mahkumlarının isimlendirdiği- başka bir çeşit korku var... Tiksinti, öfke, hüzün... Bütün bunlara karşı ördüğüm kabuk daha kalın ve daha sert... İlk kabuğumun içinde en azından "ümit" diye bir şey vardı. Ama bu ikinci kabuğumun içinde hiçbir şey... Sadece hiçbir şey var...
Selçuklu İmparatorluğu, dünyanın en güçlü devleti olduğu dönemde, bir kadın iktidarı eline alma cüretini gösterebilmişti. Perde arkasında oturmuş, Asya'nın bir ucundan diğerine orduları sevk ediyor, beyleri, vezirleri, kadıları, valileri atıyor, halifeye yazılacak mektupları yazdırıyor ve Alamut'un reisine elçiler gönderiyordu. Birliklere emirler yağdırdığını görüp de söylenen komutanlara: "Bizde savaşan erkeklerdir, ama kime karşı savaşacaklarını kadınlar söyler" diyordu.