Dünyanın en iyi bağımlılık terapi merkezlerinde bağımlılığın tam manasıyla tedavi edilebilme oranı %5 ile %10 arasında değişmektedir. Madde bağımlılığı için eski bir söylem ama en güvenli yol hiç başlamamak. Madde bağımlılığı kişiyi prefrontal korteksi yıpranmış, algıları zayıflamış, sahip olduğu dünya bağımlı olduğu maddeden ibaret olan bir birey haline getirmektedir. Böyle bir kişiye bilişsel bir terapi uygulamak da çok zordur, zira artık bu kişide ''bilinç'' denilen sürecin tuğlaları olacak nöronlar yok denecek kadar azalmıştır. Özetle, bağımlılığın tedavi imkansız değildir, ama zordur.
Üniversite profesörü, öğrencilerine su soruyu sorar;
– “Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?..”
Bir öğrenci ayağa kalkar ve cevaplar.
– “Evet, her şeyi Tanrı yarattı!..”
Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine “Evet efendim” diye cevaplar… Profesör devam eder.
– “Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise kötülüğü yaratan da Tanrı’dır… Çalışmalarımızda uyguladığımız kesinleştirme prensibine göre de kötülüğü yaratan olduğuna göre, Tanrı kötüdür…”
Çocuk, profesörün bu mantık yürütmesi karşısında şaşırır ve yerine oturur… Profesör, Tanrı’nın insanların içinde yarattığı bir efsane olduğunu aklı sıra kanıtlamış olmaktan mutludur…
Bunun üzerine başka bir öğrenci ayağa kalkar ve profesöre şu soruyu sorar:
– “Soğuk var mıdır sayın Profesör?..”
Profesör şaşırır:
– “Nasıl bir soru bu böyle?.. Tabii ki var” diye cevaplar…
“Sen hiç soğukta üşümedin mi?..”
Bunun üzerine çocuk şöyle söyler:
“Hayır profesör, aslında soğuk yoktur… Fizik yasalarına göre gerçek hayatta biz ‘sıcaklığın yokluğu’na ‘soğuk’ adını veririz… Aslında soğuk diye bir şey yoktur… O sadece sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için ürettiğimiz bir kelimedir” der ve devam eder.
– “Karanlık var mıdır profesör?..”
Profesör cevap verir:
– “Tabii ki vardır… Sen hiç karanlıkta kalmadın mı?..”
Çocuk bir kez daha atılır:
– “Korkarım gene yanılıyorsunuz Sayın Profesör… Çünkü esasında karanlık diye bir şey de yoktur… Gerçek yaşamda karanlık; ‘ışığın yokluğu’na verilen addır… Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız… Gerçekte, biz Newton’un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz…. Fakat karanlığı ölçemeyiz… Bir basit ışık karanlık bir mekânı aydınlatarak karanlığı kırmış olur yani karanlığı geçersiz kılar… Çünkü gerçekte karanlık yoktur,
Fransız Kimyacı Lavoisier 51 yaşında iken,
Mahkeme onu giyotinle ölüme mahkum eder. Boynunun vurulmasını beklerken kitap okumaktadır. Cellat, onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için kitabın arasına bir "kitap ayracı" koymuştur.
Lavoisier, giyotine giderken Matematikçi arkadaşı Langrange'i yanına çağırır: "Kafam sepete düştüğünde gözlerime bak. Eğer iki kere göz kırparsam, insanın kafası kesildikten sonra bir süre daha beyin düşünmeye devam etmekte demektir." der .
Kafası giyotinle kesilir, sepete düşer ve gülerek iki kere göz kırpar.
Matematikçi Langrange diyor ki; - "Lavoisier'in son saniyedeki ispat arayışı,bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir." İnsanları duyduklarına inanmayı değil düşünmeye davet ediyorum..." "Gerçekten başka hiçbir şeye güvenmemeliyiz: bunlar doğayla bize sunuluyor ve aldatamıyorlar. Doğayı, her türlü bileşim ve parçalanmanın oluştuğu geniş bir kimyasal laboratuvarım olarak görüyorum." Antoine Laurent Lavoisier