Böyle mi yola çıkacağız seninle? Herkesten farklı sandığımız dünyamızın, aslında herkesle aynı olduğunu mu gös termeye çalışıyorsun bana? Ikide bir, "Mesele inanmak meselesi değil!' diyorsun; elbette bütün mesele inanmak! Bunun başka bir açıklaması olabilir mi? Ne yani! Endişe mi? Korumak içgüdüsü mü? Nereye, ne zamana kadar koruyabilirsin beni! Hem korunmaya değil, anlaşılmaya ihtiyacım var benim..."
Birbirlerine çok benzediklerini ön ceden zaten keşfetmişlerdi ancak bu aynı olmak anlamına da gel miyordu. Çünkü aynılık da, zamanla iki insan arasına yabancılık getirebilirdi. Bir müddet sonra fark etmeden yanındaki insana o kadar çok benzersin ki, ne küçük aksamaları ne de büyük sorun ları göremezsin... Aynaya bakar gibi karşındaki insana bakmak, hiçbir hatanın fark edilmesine imkân vermez. Hep kendini haklı görür, hep kendin kazanır ve hatta bazen kazandığını sandığında bile kaybettiğini anlayamazsın.
Çünkü iki insan birbirlerine sarılmadıkları sürece asla ve asla tanışmiş sayılmazlar! Aksi durumda bir şeyler hep eksik kalır. Birinin sıcaklığını ve kokusunu bilmezseniz, sesi ve yüzü bile bir yabancıdan farklı değildir. Ve ayrılıklarda için den çıkılmayan, insanı zorlayan, yıpratan ve ayrılığı dayanılmaz hale getiren şeyin temeli de budur aslında: Alıştığınız, bildiğiniz ve sizi tamamlayan o kokunun, o sarılma anının artık yanınızda olmaması ve hatta başka birine gitmesi...