Gerilimin nedeni senin dışındaki bir şey değil,
gerilim senin içinde olanlarla ilgili.
Hiçbir neden yokken gergin olmak
çok aptalca göründüğü için,
her zaman gerginliğini açıklamanı sağlayacak
dışsal bir neden bulacaksın.
Oysa gerilim senin dışında değil;
biçimsiz yaşam tarzında.
Sürekli geçmişi ya da geleceği düşünüyorsun
ve tek gerçeklik olan
şimdiki zamanı kaçırıyorsun.
Bu gerilim yaratır.
Freud ve Jung, daha önce engellenen, bastırılan veya içe atılmış hayat tecrübeleri parçalarının, kullanılan kelimelerde, davranışlarda, jest ve mimiklerde görülebildiğini gözlemlemişlerdir. Takip eden onlarca yıl terapistler bunun gibi ipuçlarını; dil sürçmeleri, kaza kalıpları veya rüya imgeleri hâlinde danışanlarının hayatlarının kelimelerle anlatılmaz ve akla gelmez alanlarım aydınlatan habercileri olarak görmüşlerdir.
Hiçbir deneyimin boşa olmadığım sonunda anlamaya başlıyordum. Başımıza gelen her şeyin bir sebebi vardı, biz onun görünür önemini fark etsek de edemesek de bu böyleydi. Hayatımızdaki her şey en nihayetinde bizi bir yere sürüklüyordu.
O zamanlar fark edemediğim şey, acı veren bir şeye direndiğimiz zaman sıklıkla kaçınmaya çabaladığımız acının süresini uzattığımızdı. Bu şekilde yaparak sürekli acıyı zamanaşımına uğratırız. Ayrıca aradığımız şeyden bizi alıkoyan, arayışla ile ilgili bir şey daha var. Sürekli dışarıya bakarsak, hedefe ulaştığımızı fark edemeyebiliriz. Kendi içimizde değerli bir şey meydana geliyor olabilir fakat eğer uyumlu değilsek ve odaklanmazsak kaçırabiliriz.