Şimdi gazeteler bizim olay çıkardığımızı yazıyor. Ama biz işçilere bir arada mücadele etmeyi öğrettik.
İşçilerin bir araya geldiğinde gittikçe daha büyük bir kitle haline gelebildiğini gösterdik, anlıyor musun? Kaybetsek ne çıkar ki?”
bir zamanlar ıssız yerlere gidip kendi ruhunu bulmaya çalıştığını söylerdi. sonunda kendi öz ruhu sayılabilecek bir ruhu olmadığını anlamış. koskoca bir ruhun bir küçük parçası onunmuş. ıssız yerler iyi değildir, derdi. çünkü kendi payı olan o küçük ruh parçası, diğer ruhların arasında olmadıkça, bütünün yanında olmadıkça hiçbir işe yaramıyormuş. nasıl hatırlıyorum hepsini, çok garip. dinlediğimi bile sanmıyordum. ama şimdi anlıyorum.. insanoğlu tek başınayken bir halt değildir.
Halkın büyük bir kısmı aç ve çıplak olunca, istediğini zorla alır.
Ve bütün tarih boyunca haykıran küçücük bir gerçek daha:
Baskı, ancak baskı altındakileri güçlendirir ve birbirine bağlar.
mülk sahipleri sağken grevler durmuşsa... ondan korkun işte. çünkü ezilip bastırılan her grev, bir adım atıldığının işaretidir. şundan emin olabilirsiniz: asıl korkulacak zaman, insan'ın bir ülkü uğruna acı çekmeyi ve ölmeyi reddettiği zamandır!
o zaman mesele yok artık.
o zaman ben karanlıkta her yerde olurum. nereye baksan, orada.
aç insanların bir lokma bulması uğruna nerede bir kavga çıkarsa, orada olurum ben.
nerede polis birini döverse, orada olurum.
insanların öfkelendiği zaman kopardığı çığlıkta olurum.
sonra, bir çocuğun karnı açken, yemeğin hazırlanmakta olduğunu bildiği zamanki gülüşünde olurum.
insanlarımızın kendi ektiklerini yedikleri, kendi yaptıkları evlerde oturmaya başladıkları zamanda ... yine orada olurum.