Çoğu insan, aşık olmanın eşsiz ve büyüleyici bir deneyim olduğundan bahsederken ben sadece gülümsemekle yetiniyorum. Bu tepki kimine göre anlamsız gelebilir ama benim için oldukça net bir karşılığı var. Çünkü aşk, çoğu zaman insanın içsel bir boşlukla baş edemediği anlarda ortaya çıkar; birey, eksik hissettiği duyguları bir başkasıyla doldurabileceğine inanır. Bu da aşkı bir ihtiyaç haline getirir — duygusal bir bağımlılık gibi. Benim gözümde aşk, romantize edildiği kadar saf ya da masum değildir. Hatta çoğu zaman insanın en büyük yanılgısı ve zaafıdır. Geçmişte yaşanmış, büyük aşklar olarak anılan ilişkilerin kaç tanesi gerçekten huzurlu ve sağlıklı bir sona ulaştı?? İlişkilerde asıl değerli olan şey; aşkın tutkulu dalgaları değil, karşılıklı güven, saygı ve anlayıştır. Biri sana “seni çok seviyorum, sana aşığım” diyebilir ama bu sevgi; güveni, sadakati ve saygıyı taşımıyorsa o sevgi sadece sözde kalır. Bu yüzden benim için önemli olan, aşkı
yaşamak değil; beni gerçekten anlayan, yanımda olan, bana güvenen ve bana saygı duyan biriyle aynı yolu yürüyebilmektir. Bunu sadece yazmak istedim; çünkü bazı şeyleri dışa vurmak, onları daha net görmekle eşdeğerdir.
"Eflah bey, önünüze döner misiniz? " Dedim gözlerimi kaçırarak. "Bu tarafa bakıp durmayın. "
Yumuşak bir sesle, "Manzaram güzel, " Dedi hiç çekinmeden. " Çok da bakılası. "