I.
Keskin aydınlıktan bunalıyordum,
Işınlar gibi onun gözleriyse.
İrkildim: olsa olsa bu
Beni evcilleştirebilir işte.
Eğildi, ve çekildi yüzümden kanım,
Şimdi bir şeyler soracak...
Mezar taşı gibi dursun varsın
Benim yaşamım üzerinde aşk.
II.
Sevmiyor mu, istemiyor mu görmek?
Ah, nasıl yakışıklısın melun!
Oysa çocukluğumdan kanatlıydım ben,
Şimdi yükselip uçamıyorum.
Gözlerime sis iniyor perdelerle,
Karışıyor eşyalar ve yüzler,
Ve yalnızca kızal bir lale,
Bir lale senin yakan üzerinde.
III.
Sıradan bir incelik gereğince,
Kimi bir şeyler arar sevecen bakışlarda,
Kimi de içer güneş ışıklarına değin,
Benimse dizginsiz vicdanımla
Hesaplaşmadır her anı gecemin.
Diyorum: "Ağır yükünü taşıyorum üzerimde,
Biliyor musun, nice yıllardır."
Ama vicdan için yeryüzünde
Ne zaman ne mekân vardır.
Ve işte yine kara, zeytuni akşam,
İç karartan park, sarsak yürüyen atlar.
Ve göğün uçurumlarından bana doğru uçan
Mutlulukla ve neşeyle dolu rüzgâr.
Başucumdaysa durgun ve çift boynuzuyla
Dikiliyor tanık...ah, ötelere, ötelere
Eskil ve oynak yolda,
Kuğuların ve ölü suyun olduğu yere.