Sabahattin Ali’den okuduğum ilk kitaptı. Bolca betimleme doluydu. Sonlara doğru kendimi oldukça kaptırdım. Resmen Raif Bey’in hissettiklerini ben de hissettim.
Raif Bey, dışarıdan bakıldığında sıradan, gayet normal bir adam. Kendisine baktığımızda ‘Bu adam niçin yaşıyor, amaçları ne, onu hayata bağlayan her sabah uyanmaya teşvik eden şey nedir, ölse gitse nolur?’ Diye düşündüğümüz biri.
Ama herkesin olduğu gibi Raif Bey’in de anlamlı bir hikayesi var.
Kitap, Raif Bey’in Berlin’de tesadüf eseri bir sergide gördüğü tabloya hayran kalmasıyla başlıyor. Tablodaki kadınla gerçek hayatta karşılaştığında ilişkileri çalkantılı bir şekilde ilerliyor. Maria bir erkeği sevebileceğine inanmıyor ve Raif ile sadece bir dost olmak istiyor. Dostlukları gün geçtikçe gelişirken birbirlerine daha da yakınlaşıyorlar ve aslında sevmek için inanmanın da gerektiğinin farkına varıyor Maria.
Maria hastalığı sonucu öldüğünde, Raif Bey bunu on yıl sonra öğreniyor. On yıl boyunca onun başka bir adamı sevdiğini ve kendisi olmadan mutlu olduğunu düşünen Raif Bey ölüm haberini aldığında içini pişmanlık kaplıyor.
İyi okumalar!