O telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı
saçlarımızı,
Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz..
Gözümüzle saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Filler, su aygırları, gergedanlar, balinalar ve yunusların gözlerinde, muhtemelen başlarını çabuk çeviremedikleri için ikişer ya da üçer keskin görme bölgesi bulunur. 
Ama ne olursa olsun, hoş kadındı. Karısında yıllar yılı bulamadığı alım çalım, giyim kuşam, bilhassa bıcırdayıp duran tatlı dil, Jale’de fazlasıyla vardı. Arkadaşlarının, “Ne olursa olsun, nihayet bir bar kızı!” diye küçümsemlerine de aldırdığı yoktu. Bütün mesele tatmin olabilmekteydi.
Allah büyüktü. Yerler, gökler duayla duruyordu. Evin her tarafına serptiği okunmuş şerbetler, üç koca soğukluk muskası elbette hükmünü icra edip aralarına soğukluk verecekti. Nazan’ı nasıl sepetlemişti? Allah zavallı bir anayı babayı bırakıp da, müsrif, hayasız… bardan çıkma, eli yüzü cam kırığıyla sıyrılmış bir” şıllık”ı tutacak değildi ya! Allah, ırz ehilleri dururken, Irzı kırıklara niçin yardımcı olsundu? Allah kötülerin Allah’ı olmazdı, iyilerin Allah’ııydı o!