Buğra Karakoç

Buğra Karakoç
@Styx_Ronin
4 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Bir suç mudur hissizlik?
7/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Bir olay karşısında her insan aynı tepkiyi vermek zorunda değildir, veremez de. Herkes aynı hissetseydi, insanı insandan ayıran ne kalırdı? Bu yüzden empati eşiği yüksek bireyler olmalıyız; olaylara kendi kalıplarımızla veya toplumsal düşüncelerle değil, bizzat o kişinin gerçekliğiyle bakmalıyız. Albert Camus, bu duruma Meursault karakteriyle muazzam bir örnek verir. Meursault, dış dünyaya karşı kendini hissizleştirmiş biridir: Annesinin ölümü onu yasın karanlığına boğmaz, Marie’nin sevgisi onda coşkulu bir mutluluk yaratmaz; ne Salamano’nun köpeğine uyguladığı şiddeti durdurur ne de bir kadına şiddet uygulanırken polisi aramaya tenezzül eder. Bunlar kuşkusuz toplumsal açıdan 'yanlış' görülen davranışlardır. Peki, ama bunda Meursault’nun suçu ne? Bu, sadece onun yaradılışından gelen bir mizaçtır. İnsanlar ise ona anlam vermek veya yardımcı olmak yerine yalnızca yargılamayı seçerler. Kendiyle doğrudan ilgisi olmayan bir kavgaya karışıp mahkeme karşısına çıktığında, asıl yargılanması gereken işlediği suç olması gerekirken; oklar annesinin ölümüne kayıtsız kalmasına çevrilir. Topluma ters düşse de bu durum onun kişiliğidir ve elinde olan bir şey değildir. Bir insanın karakterini davaya dahil etmek ne kadar doğrudur? Savcı, hakim ve jüri üyeleri, birini sırf yaradılışı ve karakteri yüzünden ölüme sürüklemekte ne kadar haklı olabilir?
Duygu ve Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Reklam
Sonsuz Döngü¿
9/10
·152 syf.··
2026 2. kitabı
Kitabı bitirdiğimde bu kadarını beklemiyordum. Bizi hayvanlardan ayıran en temel özellik düşünmek ise neden kitaptaki senaryonun birebir aynısını yıllardır yaşıyoruz? Bahsettiğim sadece son 20-30 yıl değil. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri olan bir döngü bu. Her yeni gelen, yaptıklarıyla eskisini kötülüyor, daha iyiye gittiğimizi söyleyip duruyorlar. Bizler de buna inanıp peşinden gidiyoruz. Sonra bir başkasıyla aynı döngü en baştan başlıyor. Kitaba geri dönecek olursak ben tabikide söylemlerime Napolyon ile başlamak istiyorum. Tam bir diktatör zihniyeti... En başta kimsenin işine karışmaz, sistemin oturmasını bekler. Her şey yolunda giderken güç dengeleri oturduğunda, kendi zevkleri ve hırsları ortaya çıkar. Gücü sever, yasaları kendi çıkarlarına göre kolayca değiştirir ve kendini halktan soyutlar. Sözde halkın yanındadır; peki, halkın arasına karışmadan "halkçı" görünmesini sağlayan kimdir? Tabii ki günümüzün sosyal medyası, gazeteleri ve haber kanalları, yani kitaptaki Squealer. ​Taraflı medya dediğimiz tam olarak budur. Kendi hayatı mükemmel olduğu için efendisinin (Napolyon) her dediğini halka gerçekmiş gibi dayatır. "Çok iyi durumdayız", "Geçen yıla göre daha verimliyiz" gibi bir sürü asılsız söylem... İşler kötüye gittiğinde ise halkın başka seçeneği kalmasın diye hemen muhalefeti suçlarlar. Buradaki muhalefet de Snowball oluyor; her şeyi düşünen ve hayata geçirmeye çalışan, ancak en küçük sarsıntıda sürgün edilmeye mahkûm bırakılan bir figür. ​Beni asıl şaşırtan ne biliyor musunuz? Hayvanlar düşünemez ve geçmişi hatırlamazlar, bu yüzden hatalarını tekrarlamaları mantıklıdır. Peki ya bizler? Bu hataları neden yüz yıldır tekrarlıyoruz? Sebep aslında bence belli korku. "Ya daha kötüsü gelirse?" korkusu... Ancak bunu denemeden asla bilemeyiz. ​Hayatta her
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,2bin okunma
Ying Yang
8/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Satranç, iki zıt hayatın kesiştiği bir oyun... Bir tarafta Mirko Czentovic var. Erken yaşta ailesini kaybedip bir papazın yanında büyüyen, hayatı boyunca hiçbir alanda başarı gösterememiş; okuma-yazmadan, hatta dört işlemden bile bihaber bir genç. Ancak bir gün, önüne çıkan bir fırsatla kendisinin dahi farkında olmadığı dehasını keşfediyor. Satranç. ​O günden sonra Mirko için hayat yeniden başlıyor ancak bu başarı onu daha kibirli ve egoist birine dönüştürüyor. Peki, sizce neden? Bana kalırsa ona hak vermemek elde değil. Hayata, ailesini kaybetmiş olmanın verdiği derin boşlukla "1-0" geride başlıyor. Yanında yetiştiği papaz iyi bir insan olsa da o soğuk resmiyet ve ciddiyet, Mirko’nun ruhuna hep ters düşüyor. Belki utandığı için, belki de yaşadığı psikolojik travmalar nedeniyle konuşmuyor, okumuyor veya yazmak istemiyordu. Çevresindekilerin ona yardım etmek yerine "kuş beyinli" damgası vurması ise kabul edilebilir bir durum değil. Bu yüzden, zeka ve strateji gerektiren satrançta kendini kanıtlayınca, yılların birikmiş hıncıyla insanlara üstünlük kurma isteğini hoş karşılayabilirim. ​Öte yandan, Avukat Dr. B. var. Nazi işgali altındaki bir dünyada ya fiziksel şiddet ya da ölümle yüzleşeceğinizi sanırsınız. Fakat Dr. B. bunlardan çok daha yıkıcı olanıyla karşılaşıyor. Psikolojik şiddet. Yıllar boyunca, içinde oyalayacak tek bir nesne dahi olmayan dört duvar arasında, sadece kendiniz ve sessizlikle baş başa kaldığınızı hayal edin... Dr. B.’nin serüveni, bir sorgu bekleyişi sırasında çaldığı kitapla başlıyor. Büyük bir edebiyat eseri okuma hayaliyle odasına giderken, bunun sadece bir satranç rehberi olduğunu görünce başta hayal kırıklığına uğruyor. Ancak bu kitabın hayatını kurtaracağından henüz habersizdir. ​Tüm vaktini kitaba ve kendi imkanlarıyla yaptığı satranç
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,2bin okunma