Düzenlemeden, doğal akışıyla ve zihinsel akışı ile olduğu gibi paylaşıyorum.. ben böyle seviyorum. Yapmacık değil. (Yazım ve imlâ hataları varsa af buyurun demek isterdim amma, demiyorum 😊 )
Dünyanın bir bahanesi olurdu, geceleri uyandırmak için. Insan gibi, insanında bir bahanesi olurdu, sevmek için, nefret etmek için, katil olmak için, merhametli davranmak, saygı duymak, çalmak için hep bir bahaneleri olurdu.
İnsanın kendine itiraf edemediği fakat sırtında dünya kadar kadar hacimli, kiloda hafif, pahada ağır yükleri koyardı sırtına . Sırtına çok gelende avuclarına, parmak aralarına, bazen kirpilerine, bazılarını yüreğine. Kimilerini ayakkabının içine; ezdiğini görmemek ve geri adım atmamak adına gözlerini kapar, ilk adımı atar ve yürür gider.
İnsanın hep bir bahanesi olurdu. Acı çekmek için sevmek, ve hatta daha derine götürüp aşık olmak gibi bir bahane üretir. Ardından gerçekten böyle bir şey varmış gibi; menfaatlerini perdeler, yerine fizyolojik bir boyuta vardırana kadar inandırırdı kendini .
En kötü senaryo ise; insan seviyorumu nefretle eşdeğer bir duygu kabulüne sokar, iki ahmak profesörün "evet, nefret sevginin bir tesahürü" diye adlandırıyorlar: ne ayıp, sevenin boyun eğeceği yerde benim değilse başkası ile mutlu olamaz kavramını geliştirmek sevgi değil bağımlılıkttır. Takıntı yapan birey (psikoloji üslup ile seslenelim insana) ya da her ne halt ise....
Ne diyorduk ? - her neyse ne yazılarımı genel olarak doğaçlama yaparım -
Bitmek bilmeyen bir ezber var insanların aklında, dilinde, gönlünde. " Falan psikiyatrist bu konuyu şu şekilde ele alıypr!... bir diğeri "danışmanım bana aslında partnerimin (eş, sevgili, vs.) Kendimi kurban.... bahsetti. Her şeyi tam ögrenemediğimiz gibi; en saydam, şeffaf duyguları