yumrukluyorum kara gecenin bedenini
ellerim kan içinde nehirler taşmış yanaklarımdan
otuzyedi can
otuzyedi gül çatlamış susuzluktan sıvas'ın içinde
nasıl uyku tutar gözlerimi?
döne döne semaha dönenler tutuştu önce
sonra türküler
sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına.
sıvas, sıvas... yiğitlik midir emanet cana kıymak?
yiğitlik midir bir tutam ışığı
kör bıçakla güneşten koparıp karanlığa kurban etmek?
söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak?
var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi
ateşe tutmak lo?
böyle garip düştüğüme bakma
böyle mahzun durduğuma...
varsın ateşin suskunlukla beslensin
benim de yüreğim gençliğini almış yanına
yürür başı dik
senin de dağların var sıvas, senin de dağların...
dağlarında şahanların...
gün tutuşur canım gece tutuşur
yangınlarda tutsak canlar tutuşur
külüm toprak olur yele karışır
yürür gelir canlar yollar tutuşur
sıvas ellerinde sazım tutuşur
söz tutuşur canım türkü tutuşur
teller bizi söyler diller yarışır
Kitap okumanın yasak olduğu bir dünya düşünün. İnsanların düşünmediği, sorgulamadıgı, konuşmadığı, tek tipleştirilmiş bir toplumun varlığı ne kadar korkunç değil mi? Yazarımız bunu bize o kadar güzel bir öyküyle sunmuş ki beğenmemek mümkün değil.
Kitabın konusuna gelecek olursak Guy Montag işini seven bir itfayecidir. Ama bildiğimiz itfayecilerden değil. Yangın söndürmek yerine yangını çıkaran itfayecilerdendir. Evet itfayecilerin görevi kitapları yakmak yani bir nevi düşünceyi "insanı" yapmaktır.
Guy bir akşam işten dönerken yeni komşusu Clariss'le tanışır. Ve içinde bulunduğu durumu, toplumu sorgulamaya başlar ve harekete geçer...
Çok beğenerek okudum. Şunu söylemeden geçmek istemiyorum. Hayatımıza dokunan tüm Clariss'ler iyiki varlar. Onlar olmasa belki biz biz olmayacağız !!