Umut Can Zan

Mutluluğun İzinde: Amelie film incelemesi
Bir hikayenin güzel olması için, içinde dünyanın baştan aşağı değişmesi veya büyük kahramanlara ihtiyacı yoktur. Bir hikayedeki güzellik ölçütü; onun insanlara dokunması, onların dünyalarına iz bırakması gibi durumlara bağlıdır. Amelie de o basit fakat insana dokunan filmlerden biri. Amelie belki hiçbir zaman dünyamızı değiştirmedi fakat dünyaları değiştirdi. Amelie uzun bir süre evden çıkmadan, ailesi tarafından da ilgi görmeyerek büyümüştür. Bu vaziyet onu hayata karşı oldukça meraklı biri haline getirir. Bir fanusun içinde büyüyen birinden dış dünyaya karşı korkak olmasını bekleriz. Oysa Amelie’nin dış dünyayı öğrenme arzusu hiç azalmamış, aksine artmıştır. Amelie filminin büyüsü, yeni bir eve taşınması ile başlar. Evin eski sahibine ait bir kutu filmin tüm gidişatını değiştirir. Amelie sahibine arar ve bulur. Kutuyu geri verir ve karşısındaki kişiden görünmeyen bir ücret alır: ortak mutluluk... Bundan sonra Amelie’nin hayat felsefesine tanıklık ederiz. O ne başkan olmak ister ne de ordulara hükmetmek. Onun istediği şey insanların ruhlarında küçük dalgalar oluşturabilmektir. Kâh bir hastanın yanında olarak kâh birini anılarıyla konuşturarak... Filmin çok temel bir sorusu vardır: Hayatın anlamı ve hayatın büyük işler olmadan da anlamlı olup olamayacağı... Büyük şeyler yapmayı arzulamak, ardımızda bizi takip edecek bir ses bırakabilmek önemli bir meseledir. Fakat kaç insan bunu başarabilir ki? Kaç insan gerçek manası ile sonsuz olabilir? Bu anlatıya göre anlam için sonsuz olmaya gerek yoktur. Mesele dünyayı değiştirmek değil, başkalarının dünyasını değiştirebilmektir. Amelie’nin bulduğu sır; insanlara faydalı olmak, sadece geride bırakılacak bir gürültünün peşinden koşmamaktır. Ona göre geride bir terennüm kalırsa ne mutlu... Amelie aynı zamanda görselliği ve
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Göğe Bakamama Durağı
İnsanlardan birçok nimet çalındı. Vakit, iş ve en sonunda gökyüzü... Her hırsızlığı bir yerde affeder, sineye çekerdim. Ancak bu sonuncusu... İşte bunu affetmek imkansız. Çünkü insandan gökyüzünü çalmak, ondan hayali ve ümidi çalmaktır. Evet, insandan gökyüzü alınırsa; insan hayalsiz kalır. Tanpınar'ın içini rüyadan rüyaya koşturan, Turgut Uyar'ın sadece bakmak için şiirler yazdığı gök bir hayal evidir. İnsan ona baktıkça, evrendeki yerini tahmin etmeye uğraşır. Bu uğraşı hiçbir zaman net bir cevap ile sonuçlanmaz. İyi ki de sonuçlanmaz. Çünkü kesinlik hayâlin ölümü demektir. Bir obur var. Göbeği ondan hep iki adım önde, burnu dik. Öyle büyük beden elbiseler giyiyor ki, dünyaya giydirmeye kalksak ona bile bol gelir. İşte bu obur yedikleri yetmemiş gibi şimdi göğümüze dadandı. Yıldızlara ekmek bana bana keyif çatıyor ve bunu gözümüzün içine baka baka yapıyor. Şişman herifin gözünde bırakın utanmayı, en ufak bir üzüntü ifadesi bile yok. İştahla kızaran gözleri, bir yıldızdan diğerine oradan da aya kayıyor. Ağzından akan salyalar yeryüzüne düşüyor ve orada bir fabrika boy vermeye başlıyor. Ah, obur ah! Göğü çırılçıplak bıraktın. Feza utanmasa benden yıldız isteyecek! Bu obur dünya üzerinde egemen olmadığı zamanlar, gökyüzü dünyanın üzerine oturan en şık elbiseydi. Bu elbise kimi zaman mor renkte kimi zaman ancak asillere yakışır bir mavi renkteydi. Her bir yıldız, onun üzerinde bir değerli taş; ay ise tacıydı. O devirde göğe bakmak, gerçekten bir mucizeye inanmaktı. Kıvıl kıvıl beklerken hayat, demişti şair. Hayat işte o vakitler kıvıl kıvıl üzerinize gelirdi. Bizler, yaşamış en garip nesil ve daha gariplerinin öncüleri, bu esere hiçbir zaman tam anlamıyla ulaşamadık. Üzüntü ve bahtsızlık olarak bu bize yeter. Şimdilerde yukarı bakmaktan imtina eder hâle geldik. Öyle
Edebiyat
Şeffaflık Toplumu
7/10
·84 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 17:40
Günümüz toplumu bir şeffaflık toplumudur. Şeffaflıktan maksat her türlü pürüzünden arındırılmış, bir türlü nefeslenmeye vakti olmayan ve “dijital panoptikonlar” ile çepeçevre sarılmaktır. Öyle ki günümüz toplumunda insanı geliştirmeye yarayan olumsuzluk, sorun ve tefekkür kapı dışı edilmiştir. Bunların tam zıttı olan olumluluk ise baş tacı edilip baş köşeye oturtulmuştur. Han'a göre modern toplum ivme, teşhircilik ve olumluluk toplumudur. Teşhircilik doğal olarak beraberinde sergileme mantığı getirir. Böylece toplumda şeyler ancak görüldükleri kadar itibar görürler. Görülmeyen ve sırf mevcudiyetleri bakımından değerli olan kült eserler modern toplumda yoktur. Her türlü şey teşhir edilebildiği ve diğerleri tarafından bilindiği kadar değerlidir. Han, sergi mantığını oldukça güzel açıklar. Fakat benim Han'a bir yerde eleştirim vardır. Ona göre kült eserler sırf mevcudiyetleri bakımından değerlidir ve sergilenen mallar değersiz şeylermiş gibi bir anlatı vardır. Oysa Han, insanın içindeki görülme ve beğenilme arzusunu göz ardı etmek hatasına düşer. Çünkü bizim bugün “kült” olarak değer biçtiğimiz eserlerde görülmek, hatta bir nevi sergilenmek için yapılmışlardır. Kimseye sergilenmeyecekse bile insan, sırf kendi gözlerine zevki için de bir eser vücuda getirebilir; onu sergileyebilir. Şeffaflık toplumunun temelinde hızın ve tahmin edilebilir olmanın bulunduğunu söylemiştik. Bu toplum, tahmin edilemeyen olumsuzları tecrit etmiştir. Böylece birbirinin benzeri, düz varlıklar neşet etmiş ve yaşam hızının yavaşlamasının önüne geçilmiştir. Bu toplum fazlalıkları budar, eksik olanları bir yere çıkarır ve herkesi aşağı yukarı eşit hâle getirir. Son olarak Han hakkında şunları söylemek gerekir: Evet, tespitleri doğrudur. Ancak tespitleri devamlı bir konu arkasında döner ve aynı
Şeffaflık ToplumuByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20243,334 okunma
Denemelerimi ve kitap yazılarımı okuyup, geri dönüş sağlarsanız çok memnun olurum: ilimvemedeniyet.com/yazar/umut-can-zan
Duygu ve Düşünce
Dostlar hikayelerim bölümünde yayınladığım film incelemeleri ve denemelerim var. Öneri, görüş ve eleştirilerinizi bekliyorum.
Duygu ve Düşünce