İnsanlardan birçok nimet çalındı. Vakit, iş ve en sonunda gökyüzü... Her hırsızlığı bir yerde affeder, sineye çekerdim. Ancak bu sonuncusu... İşte bunu affetmek imkansız. Çünkü insandan gökyüzünü çalmak, ondan hayali ve ümidi çalmaktır.
Evet, insandan gökyüzü alınırsa; insan hayalsiz kalır. Tanpınar'ın içini rüyadan rüyaya koşturan, Turgut Uyar'ın sadece bakmak için şiirler yazdığı gök bir hayal evidir. İnsan ona baktıkça, evrendeki yerini tahmin etmeye uğraşır. Bu uğraşı hiçbir zaman net bir cevap ile sonuçlanmaz. İyi ki de sonuçlanmaz. Çünkü kesinlik hayâlin ölümü demektir.
Bir obur var. Göbeği ondan hep iki adım önde, burnu dik. Öyle büyük beden elbiseler giyiyor ki, dünyaya giydirmeye kalksak ona bile bol gelir. İşte bu obur yedikleri yetmemiş gibi şimdi göğümüze dadandı. Yıldızlara ekmek bana bana keyif çatıyor ve bunu gözümüzün içine baka baka yapıyor. Şişman herifin gözünde bırakın utanmayı, en ufak bir üzüntü ifadesi bile yok. İştahla kızaran gözleri, bir yıldızdan diğerine oradan da aya kayıyor. Ağzından akan salyalar yeryüzüne düşüyor ve orada bir fabrika boy vermeye başlıyor. Ah, obur ah! Göğü çırılçıplak bıraktın. Feza utanmasa benden yıldız isteyecek!
Bu obur dünya üzerinde egemen olmadığı zamanlar, gökyüzü dünyanın üzerine oturan en şık elbiseydi. Bu elbise kimi zaman mor renkte kimi zaman ancak asillere yakışır bir mavi renkteydi. Her bir yıldız, onun üzerinde bir değerli taş; ay ise tacıydı. O devirde göğe bakmak, gerçekten bir mucizeye inanmaktı. Kıvıl kıvıl beklerken hayat, demişti şair. Hayat işte o vakitler kıvıl kıvıl üzerinize gelirdi.
Bizler, yaşamış en garip nesil ve daha gariplerinin öncüleri, bu esere hiçbir zaman tam anlamıyla ulaşamadık. Üzüntü ve bahtsızlık olarak bu bize yeter. Şimdilerde yukarı bakmaktan imtina eder hâle geldik. Öyle