Umut Can Zan

Şeffaflık Toplumu
7/10
·84 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 17:40
Günümüz toplumu bir şeffaflık toplumudur. Şeffaflıktan maksat her türlü pürüzünden arındırılmış, bir türlü nefeslenmeye vakti olmayan ve “dijital panoptikonlar” ile çepeçevre sarılmaktır. Öyle ki günümüz toplumunda insanı geliştirmeye yarayan olumsuzluk, sorun ve tefekkür kapı dışı edilmiştir. Bunların tam zıttı olan olumluluk ise baş tacı edilip baş köşeye oturtulmuştur. Han'a göre modern toplum ivme, teşhircilik ve olumluluk toplumudur. Teşhircilik doğal olarak beraberinde sergileme mantığı getirir. Böylece toplumda şeyler ancak görüldükleri kadar itibar görürler. Görülmeyen ve sırf mevcudiyetleri bakımından değerli olan kült eserler modern toplumda yoktur. Her türlü şey teşhir edilebildiği ve diğerleri tarafından bilindiği kadar değerlidir. Han, sergi mantığını oldukça güzel açıklar. Fakat benim Han'a bir yerde eleştirim vardır. Ona göre kült eserler sırf mevcudiyetleri bakımından değerlidir ve sergilenen mallar değersiz şeylermiş gibi bir anlatı vardır. Oysa Han, insanın içindeki görülme ve beğenilme arzusunu göz ardı etmek hatasına düşer. Çünkü bizim bugün “kült” olarak değer biçtiğimiz eserlerde görülmek, hatta bir nevi sergilenmek için yapılmışlardır. Kimseye sergilenmeyecekse bile insan, sırf kendi gözlerine zevki için de bir eser vücuda getirebilir; onu sergileyebilir. Şeffaflık toplumunun temelinde hızın ve tahmin edilebilir olmanın bulunduğunu söylemiştik. Bu toplum, tahmin edilemeyen olumsuzları tecrit etmiştir. Böylece birbirinin benzeri, düz varlıklar neşet etmiş ve yaşam hızının yavaşlamasının önüne geçilmiştir. Bu toplum fazlalıkları budar, eksik olanları bir yere çıkarır ve herkesi aşağı yukarı eşit hâle getirir. Son olarak Han hakkında şunları söylemek gerekir: Evet, tespitleri doğrudur. Ancak tespitleri devamlı bir konu arkasında döner ve aynı
Şeffaflık ToplumuByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20243,340 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kitapları Yakın!
7/10
·192 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 18:03
Kitaplara ne ihtiyacımız var ki? Onlarsız bir dünya, belki daha güzel bir dünya kurabiliriz. En nihayetinde insanın vaktini alan ve somut bir şeyler sunmayan kağıt parçalarıdır. İnsanın hayal dünyasında birtakım değişiklikler yapar, insanı çoğunlukla da üzerler. Kitapları yakmalı, bir daha onlardan bir dünya oluşturmamalı! Fahrenheit 451 tam da bunun hakkında bir kitap. Kitaplara, yazılara ve yazarlara uzunca bir methiye aslında. Kitabın içindeki dünya tamamen distopik, insanların birbirlerine uzak olduğu, soğuk bir gelecek tasavvurudur. Öyle ya kitaplar bizleri huzursuz, mutsuz eden şeylerdir. Onları kafaları çıktığı an vurmalı, yakmalıdır! Kitabın ana karakteri Guy Montag isimli bir itfaiyecidir. Buradaki itfaiyeciler bizlerin bildiklerinden oldukça farklı bir tiptedir. Onlar yangını söndürmez, yangını çıkartırlar. Artık evler yanmaz maddeler ile kaplanabildiği için tüm evin içi yakılır, tehlike imha edilir. İtfaiyeciler evde kitaplar olduğuna dair ihbar alırlar. Bu dünyanın insanları birbirleri için hatta kendileri için dahi boş zamana sahip değildir. Onlar devamlı kulaklarında “deniz kabuğu” denen, günümüz kulaklıklarına oldukça benzeyen aletler takarlar. Geri kalan sürelerde çalışır, reklamlara maruz kalır ve birbirleri ile insanca hiçbir temasa girmezler. İnsanların içi dışarıdaki havadan daha soğuk ve ruhsuzdur. Guy bu dünyadan bir kız çocuğu sayesinde çıkar. Adeta bir Morpheus olan McClellan ona hayatın hissetmekte, diğerlerine önem vermekte olduğunu söyler. Bundan sonra ise Guy'un yavaş yavaş değişimini, bildiği dünyanın sonunu getirmesini görürüz. Onun yolculuğu bize aslında hiç de yabancı olmayan tipte bir yolculuktur. Kahramanı uyandıran bir akıl hocası, kahramanın bulunduğu dünyaya isyan etmesi hikaye tarihi kadar eski bir temadır. O yüzden bu kitabı
Alıntı
Fahrenheit 451Ray Bradbury · Lebowski · 2019108,4bin okunma
Raskolnikov'un Baltasından Akanlar
10/10
·704 syf.··
2026 3. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 22:30
Bazı giriş cümlelerinden dahi kitabın niteliği anlaşılır. Böyle cümleler bağırmaz, sizi ayaklandırmaz. Sakin ve olağan akışta bir ritmi takip ederler ve bir davette bulunurlar. Bu cümleleri birçok klasik eserde görebilmek mümkün. Bazen Gregor Samsa, bazen iki şehrin hikayesini bazense fakir ve gardıroptan hallice bir odada kalan Raskolnikov’u anlatırlar. Suç ve Ceza üzerine ayrı bir literatür oluşmuş dersem yanılmış olmam. Onun psikolojik, edebi tahlilleri yapılmış; hemen hemen her dilde ayrı bir yere oturmuştur. Böylesine bir ittifak ile beğenilmiş bir eser sahiden neden beğenilmiştir? Raskolnikov hukuk fakültesinde öğrencidir. Ancak yaşadığı parasızlıktan dolayı okulunu dondurmak zorunda kalır. Zamanla özel ders vermeyi de bırakır ve yalnızca odasında yatmaya, düşünmeye başlar. Yavaş yavaş zihninde bir fikir filizlenir: Bazı potansiyelli insanların suç işleme özgürlüğü. Onun zihninde oluşturduğu bir Napolyon veya peygamber sembolü vardır. Ona göre bazı insanlar diğerlerinden daha potansiyelli olup, bunu kullanma hakkına sahiptir. O yüzden onların suç işlemesine izin verilmeli, önleri kesilmemelidir. Raskolnikov kendisini de öyle biri sanmaktadır. Böylece rehinci ve kardeşini bir balta ile öldürür. Onun baltasından yalnızca kanlar değil, masumluğu ve özel olmadığı fikri de akar. Çünkü o bu yaptıklarından suçluluk hissetmiş ve belki de pişman olmuştur. Paraları saklar ve biz kitabın geri kalanında Raskolnikov'un kendi yatağında yavaş yavaş erimesini okuruz. Hayatın belli başlı dönüm noktaları vardır. Bu noktalar kimisi için mezuniyet, kimisi için bir işe gitmek olabilir. Raskolnikov içinse o baltanın indiği ve yerde iki cesedi gördüğü andır. Çünkü o bir böcek olmuş, kendini layık gördüğü sırça köşkün yıkılışını izlemiştir. Baltayı alan Raskolnikov ile baltayı geri
Duygu ve Düşünce
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma
Şatoda Edebiyat Gizli!
6/10
·152 syf.··
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:00
Edebiyat bazen bir adamın paltosundan, bazen de birinin şatosundan doğar. Yavaşça serpilir ve en nihayetinde dünyaya yayılır. Paltosundan edebiyat doğuran farklı bir yazının konusu, bizler bu yazıda şatoya bakma arzusundayız. Gotik edebiyatın başlangıcı olarak Otranto Şatosu söylenir. Ben böylesine sınıflandırmaları sevmem ve de doğru bulmam. Sanki ondan önce hiçbir şey yokmuş da her şey onunla başlamış gibi bir intiba bırakmaları hoşuma gitmez. Aynı düşüncem bu dostumuz için de geçerli. Gotik edebiyatı tarihin çok eski vakitlerine belki m.s. 500-600 yıllarına kadar götürmek mümkündür. İnsana ürperti veren şatolar, kan emen vampirler ve ölümsüz yaratıklar her daim ateş başı masalları olmuştur. Peki, Otranto Şatosu'nun alameti farikası nedir? Otranto Şatosu yeni bir edebiyat doğurması yazarının farkındalığında gizlidir. Horace Walpole 'den önce hiç kimse yazdıklarının yeni bir akım, yeni bir dönem oluşturduğunun ayırdına varamamıştır. Oysa Horace Walpole -biraz geç de olsa- bunu idrak etmiş ve Gotik Edebiyatın “ilk eserini” sunmuştur. Şahsen Otranto Şatosu'nu çok başarılı bir gotik eser bulmuyorum. Onun bazen fazla tiyatral kaçan üslubunun ve diğer gotik eserlere kıyasla biraz “basit” bir hikayesi olduğu kanısındayım. Ancak bunlar yeni bir çığır açan her eserde olabilecek kusurlardır. O yüzden biraz olumlu yönlerinden bahsedip, onu hal ettiği bir rafa koymak en yerinde davranış olacaktır. Otranto Şatosu'nda en beğendiğim taraf, kesinlikle atmosferiydi. Tekinsiz ve karanlık atmosferi, sanki içindeymişim gibi hissediyordum. O büyülü dünyanın içinde büyülü el ve ayakları görmeyi, yukarıdan dev kafeslerin insanlara indiğini müşahede etmeyi istedim. Gotik eserlere has o atmosfer yapısı Horace Walpole 'in elinde ustaca işlenmiş. Gotik eserler insanların korkularına değinerek, biraz da
Otranto ŞatosuHorace Walpole · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20172,634 okunma
Sembol dili ve rüyalar
8/10
·256 syf.··
2026 9. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 04:39
"Dünyada evrensel tek dil, sembol dilidir" böyle söyler Fromm. Ona göre sembol dilini anlamak, insanoğlunu anlamaktır. Zira ilk insandan bugünkü insana kadar bu dilin özellikleri aynı, muhtevası aynıdır. Sembol dili insan rüyalarında ortaya çıkar. Rüyamızda korkularımızın kaplan, kaygılarımızın yılan olması boşuna değildir. Her biri tecrübe ettiğimiz hislerin bir tezahürüdür yalnızca. İşte bu evrensel semboldür, Fromm'a göre. O rüyaları ne yalnızca bilinçdışı ne de yalnızca anlamsız olarak yorumlar. Ona göre rüyaların anlamları vardır ve öğrenilmesi gerekir. Birçok rüya için bu böyledir. Bazen bastırdığımız, görmeyi istemediğimiz duyguların tatmin yolu olur rüyalar. İşte Fromm, bu duyguların anlaşılması için onları sembol diline göre yorumlamak ister. Rüyalar, anlaşıldıkça sırları artan varlıklardır.
Duygu ve Düşünce
Rüyalar, Masallar, MitlerErich Fromm · Say Yayınları · 2017784 okunma