Kendini bu kadar açık seçik ortaya koyması ve dahası bunu dayatması, beni kendi sesiyle konuşmaya zorlaması, masum bir davetten öte bunu karşılıklı samimiyetimizin bir zorunluluğu gibi önüme koyması, masanın orta yerine bırakması onu her geçen gün kendime daha yabancı bulmama neden oldu. Anlayamadığı şey şuydu; konuştukça aramızdaki uzaklığı artırıyordu.
Aşka gelince. Onu bir inşaat yeri gibi görüyorum; içinde kişiliğin söndürülmeye, parçalanmaya, yıkılmaya tabi tutulduğu bir inşaat alanı; başka bir şey değil. Gönüllü olarak, bile isteye kişiliğini yok etmek, ötekine açılmak, onda var olacak bir yer aramak.