Tavsiye üzerine başladığım ve neden bu kadar zaman okumamışım diye kendime kızdığım kitap. Evet ergenlik dönemi, evet yer yer küfürlü bir dil ama her şey olması gerektiği gibi. Sıcak ve içten anlatılmış. Kitabın başından sonuna dek sanki Holden Caulfield karakterini okumuyor, adeta yanında onu yaşıyordum. Kalabalıklar arasında çektiği derin yalnızlık, insanların samimiyetsizlikleri, hayatın boş ve saçma sapan yönleri muhteşem şekilde anlatılmış. İnsan bazen çok yalnız hissedince kalabalığa değil de daha çok yalnızlığa ihtiyaç duyar. Caulfield çoğu zaman bunu hissettirdi bana. Bir çok yerinde kendimden kesitler bulduğumu da söyleyebilirim. Kaybettiği kardeşine duyduğu özlem, sanki o olsa her şey daha güzel olacakmış gibi hissetmesi muhteşem anlatılmıştı. Yer yer güldürdü, yer yer hüzünlendirdi. Ama dediğim gibi baştan sona sanki beraber hareket ettik. Her anına bir okuyucu olarak değil de sanki bir şahit olarak yanı başında eşlik ettim. “Konuşmak istiyordum. Duyguları filan olan biriyle yani.” Hemen hemen hepimizin zaman zaman yaşadığı bu gibi derin yalnızlıkları çok güzel aktarıyor. Ve tabi Salinger’in, Holden Caulfield üzerinden aktardığı şu cümlelerin gerçekliği de kitabı bitirdikten sonra beğendiğimi ispatlar nitelikteydi. “Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” Evet bitirince Düşündüm ve sanırım Salinger ile iletişim halinde olmak ve bu kitabı yazdıktan sonra kendisine verilmek istenen tüm ödülleri reddedip, kendini kapattığı o iç dünyası, o derin inziva üzerine ve tabi ki Holden Caulfield üzerine uzun uzun konuşmak isterdim. Okusam mı acaba diyorsanız, Kitap hakkında yazılanlara bakmadan, ön yargılara ve