Geçen gün, benim de mensubu olduğum dertlilerin rasathanesinde yani böyle anılan bir mezarlıkta geziniyordum.
Mezarlıkta bir deli gördüm. Eline geçen bir terazi ile oynuyordu. Ne yaptığını sordum. Bana şu cevabı verdi :
"Ahmaklık ile marifeti tartıyorum. Bundan maksadın nedir?"
Mevcut malımı anlamak. Eee ne durumdalar?
"Ahmaklığım o kadar ağır ki, sanırım bu çağın karun'u benim."
Acı çekmek ne demekmiş şimdi anlıyorum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulayan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme istediğini bile söndüren bir şey.
Sonra insan acı hissetmiyor diyorlar, nereden biliyorlar? Kim demiş onlara? Kesilen bir kafa, sepete düştüğünde seyircilere,"merak etmeyin, bir şey hissetmedim" dediği olmuş mudur?
Macbeth'in gördüğü hayallerden!
Ölüler ölüp gitmişlerdir. Hele bu saydıklarımın kabirlerine kilit vurulmuştu. Kaçabilecek bir hapishane değildir orası. Neden korktum o halde?
Mezar kapıları içerden açılmaz ki.