Hayatı sesini duyuramayan, kendisini sürecek insanları bekleyen işlenmemiş, engebeli bir toprak gibi düşünüyordu; özgür, dürüst insanlara sessizce şöyle vaatlerde bulunuyordu hayat: “Mantığın, gerçeğin tohumlarıyla tohumlayın beni, bire yüz vereceğim size.”
Masada hasta tekrar konuşmaya başladı: “Neden ölesiye çalıştırıyorlar insanları? Neden? İnsanların hayatını neden çalıyorlar? Soruyorum size? Bizim patron... Nefedov’un fabrikasında hayatımı kaybettim ben, bizim patron bir şarkıcı kadına, elini yüzünü yıkaması için altın bir leğen, hatta yine altından bir de lazımlık hediye etmişti. Benim gücüm, hayatım o oturaktadır. Hayatımın neyin uğruna tükendiğini görüyorsunuz işte... Adam sevgilisinin gönlünü hoş etmek için çalıştırarak aldı canımı, kanımı.”
İnsanların arasındaki ilişkide en belirgin olan duygu, öfkeyi kışkırtan duyguydu. Bu duygu, bedenlerin iyileştirilemez, kökleşmiş bir yorgunluk duygusu gibiydi. İnsanlar, içlerinde babalarından kalıtım yoluyla onlara geçmiş bu duyguyla geliyorlardı dünyaya ve bu duygu onları amaçsız acımasızlığıyla iğrenç olaylara yönlendirerek mezara kadar kara bir gölge gibi kalıyordu içlerinde.