"Ah,zavallı Adso," diye güldü William,
sevecenlikle enseme vurarak,"hiç de haksız değilsin!Son iki yüzyıldır,hatta daha da önceden beri,şu bizim dünyamız hoşgörüsüzlük,umut ve umutsuzluk firtınalarıyla kasılıp kavruldu sanki...Ya da hayır, bu iyi bir benzetim değil.Kocaman, görkemli bir ırmak düşün toprağın
sağlam olduğu güçlü yatağında kilometrelerce akıp gidiyor;ırmağın kıyılarının,sağlam toprağın nerede olduğunu biliyorsun.Bir an gelir,bu ırmak çok uzun bir zaman, çok geniş bir alanda tüm ırmakları kendi içinde yok eden denize yaklaşmakta olduğu için yorgun düşmüş,artık ne olduğunu bilmez. Kendi kendisinin deltası olur. Bir ana kolu hâlâ varlığını sürdürebilir, ama birçok kol ondan ayrılıp her yöne dağılır,kimileri yeniden birbirine karışır;artık neyin neden çıktığını anlayamazsın;bazan hâlâ ırmak olanla,çoktan deniz olanı ayırt edemezsin..."
Ben hiçbir şeyi bir yazı parçasına kurban etmeyeceğim, sonunda öldürmek olan hiçbir yasayı tanımıyorum. Herhangi bir makamın bana boyun eğdirmesine izin vermeyeceğim. Siz erkekler, hepiniz ideolojileriniz yüzünden çürümüşsünüz, sizler politika ve etik diyorsunuz, oysa biz kadınlar neyin ne olduğunu hissediyoruz.