Söylemeye gerek yok ki, bir gün gelir insan yenilir. Beden, zamanın geçişiyle birlikte istemeseniz de çöker. Er ya da geç geriler, tükenir. Beden çökünce, (olasılıkla) ruh da istikametini kaybediverir.
Böylesine zorlu antrenmanlara dayanan bu insanların duyguları, içlerinde besledikleri ümitleri, rüyaları ve planları acaba nereye kaybolup gitti? İnsanın aklındakiler, vücudun ölümüyle birlikte öyleyece, hiçbir şey olmamış gibi yok olup gidiyor mu acaba?
“Kabul edelim ki hayat temelde adaletsizdir. Burası kesin. Fakat adaletsiz bir yerde olsanız bile, orada bir tür adaleti bulabilme olasılığının varlığına inanıyorum. Bu, zaman ve zahmet gerektirebilir. Belki de harcadığınız zaman ve zahmetin boşa gitmesi sonucuyla karşılaşabilirsiniz. Böylesi bir adalette, arayışa girmeye yetecek değer bulabilmek, elbette herkesin kendine kalmıştır.”
Zaman ve enerjiyi ne şekilde dağıtabileceğimize dair bir sıralama gerekiyor. Belli bir yaşa kadar böylesi bir sistemi kendi içimizde oturtamadığımızda ömür denilen şey, odağından yoksun, amaçsız bir hale geliveriyor.