Şule

Her şeyden önce şunu anlamıştım ki halka yol gösterme iddiasında olanlar birçok bakımdan eğitilmeye, olgunlaşmaya muhtaçtırlar. Teori ne kadar mükemmel olursa olsun, teorinin hayata geçirilmesiyle yükümlü insanların niteliği işlerin doğru veya yanlış yürümesini sağlıyordu.
Sayfa 48 - TİYO Yayınları XIII. Baskı·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Evet bende inanıyordum bu adamların partiyi kapatmak istediklerine ve kapatabileceklerine. Peki, kim bu adamlar? Devlet yetkilileri mi? Eğer öyle ise aynı adamlar partinin kurulmasını mümkün kılan şartlara hakimiyeti bulunan kimselerdi. Yani bu adamlar isterlerse şöyle, istemezlerse böyle mi oluyordu? Kişi kişi tanımak mümkün müydü bu adamları? Hem sonra devlet yetkilileri birer "ölümsüz" olmadıklarına göre, değişebilen kişilerdi. O halde bu adamlara bariz ve belirli nitelikler veya sıfatlar yakıştırmakda mümkün değildi. Ama yine de vardı bu adamlar, üstelik bu adamların farkedilebilir özellikleride vardı: Bu adamlar "opaque"tılar, kesif, nüfuz edilemez, her türlü saydamlıktan yoksun, kendilerine söz verilemeyen, başlarına yemin edilemeyen adamlar. Daha da korkuncu, hepimizin içinde bu adamlardan vardı. Ne zaman, haklı itirazımızı yapmaktan geri dursak, ne zaman mezalimi görmemek işimize gelse, ne zaman "Âlemin enayisi ben miyim?" diye düşünsek, ne zaman ilerideki mühim ve büyük iyiliklerimiz adına hemen önümüzde duran önemsiz ve ufak tefek kötülüklere rıza göstersek hepimiz bu adamlardan oluveriyorduk. Ne yapıp yapıp bu adamlarla savaşılmalıydı. Bu adamların yapabilirlik alanı daraltılmalıydı. Bu adamların borusu bu kadar çok ötmemeliydi.
Sayfa 45 - TİYO Yayınları XIII. Baskı·Kitabı okudu
...Esasen reel varlığıyla siyasetin benden başkalarının işi olduğuna inanıyorum, nasıl mühendislik başkalarının işiyse. Bütün bunların ötesinde bana niye bir partiye girme teklifi yapılsınki? Velev ki o bir sol veya sosyalist parti olsun. Ben şair olmayı en değerli uğraşı saymış, kafası insanı keşfetmekle meşgul biriyim. Parti marti, bunlar alt kademe insanlarının işi.
Sayfa 44 - TİYO Yayınları XIII. Baskı·Kitabı okudu

Şule

, bir kitabı yarım bıraktı
İsmet Özel
8.8/10 · 1.113 okunma
Ben kendimi șair sanarak değil, șair olmanın gereğine inanarak ve șiirin gereğini yerine getirmeksizin bu alanda gerçek bir çalışma yürütülemeyeceğini kabul ederek ișe koyuldum. Yolumun her durağında, yürüdüğüm mesafenin, göze aldığım mesafe yanında kısa kaldığını anlayacak bir hazırlığım vardı. Bu hazırlığı da doğuştan getirmedim, dünyadan aldım. Hazırlığımın, bugün de beni ayakta, aklı başında tutan hazırlığımın özelliği ikidir: " Kadirşinas itaatsizlik ve tevarüs edilmemiş asalet. " Çocuk yaşlarımda hayatımı çekip çeviren büyüklerin zekâ, bilgi ve ahlâk bakımından kendilerine kayıtsız şartsız teslim olunabilecek yeterligi gösteremedikderin kavramıştum. Belki bütün çocuklar kavramıştur bunu. Büyükler mükemmel olmadıklar halde sözlerini geçirebiliyorlar. Bunu, ellerinde tuttukları büyük olma imtiyazını çocuklara karşı kullanarak yapabiliyorlar. Fakat çocukluğumuzda büyüklerle ilişkimiz bu kadarla kalmıyor, onlar aynı zamanda çocuklar için bir şeyler yapıyorlar. İşin garibi, bizim için yaptıkları şeyleri de büyük olma imtiyazını kullanarak yapabiliyorlar. Büyüklere itaatin haklı bir sebebi olamazdı, çünkü birçok șeyi anlayamıyorlar, birçok şeyi bilmiyorlar ve birçok şeyi doğru yapmıyorlardı. Büyüklere düșmanca davranmanın da haklı bir sebebi yoktu, çünkü çocuklara karşı yardımsever dostluk gösteren onlardı. Böyle bir bakış açısı ile çocukluğum boyunca ebeveynimi, öğretmenlerimi, diğer büyükleri kendilerine zararımın dokunmamasına özen gösterdiğim ama benim hakkımda karar vermeye ehil olmayan varlıklar diye kabul ettim. Verilen desteğe karşılık severek hizmet, fakat asla itaat etmemek. Sonu itaate varacaksa sunulan yardımı reddetmek ve insanların sahip oldukları yerlerin değerini bilmek. Böylesi duyguların çocuk yaşta benligimde nasıl kök saldığını bilmiyorum. Gerçi
Sayfa 19 - TİYO Yayınları XIII. Baskı·Kitabı okudu