Melek Sultan

4/10
·420 syf.··
2025 51. kitabı
Unutma Dersleri'nden sonra hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Çok ama çok uzatılmış, sürekli kendini tekrara hapsolmuş, gereksiz detaylandırmalarla resmen boğulmuş. Diğer eserlerini rafa kaldırtır diyemem ama okumaya uzun bir ara vereceğim kesin.
Düşünce
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Doğan Kitap · 20166,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·114 syf.··
2025 49. kitabı
Romanın kahramanı, zihinsel sorunları olan, yazarlık iddiası taşıyan ama hayatta tutunamayan bir sürgün. Küba’dan Miami’ye göç ettikten sonra, “boarding home” denilen bakımevlerinden birine sığınmak zorunda kalıyor. Orası adeta toplumun dışladığı, akıl sağlığı bozuk ya da istenmeyen insanların toplandığı bir “felaketzedeler evi”. Hikâyede hem kişisel bir çöküş hem de toplumsal bir eleştiri var. Çünkü bu ev, sadece bir mekân değil; dışlanmışlığın, umutsuzluğun ve sistemin insana bakışının bir metaforu. Kitabın yazarı Guillermo Rosales'in yaşamıda tıpkı romanındaki gibi, sürgünlük, akıl sağlığı sorunları ve uyumsuzluklarla geçmiş. Uzun süre yazılarını yayımlatamamış, büyük hayal kırıklıkları yaşamış, roman otobiyografik izler taşıyor. Trajik bir şekilde kendi hayatına son vermiş olması, kitabın karanlık atmosferini daha da anlamlı kılıyor. Rosales’in eseri, aslında çok sert ve rahatsız edici bir metin. Bu rahatsız edicilik, sadece kurgu değil; gerçekten yaşanmış, deneyimlenmiş acıların bir yansıması. Bu da eseri daha sarsıcı hale getiriyor. İnsan onurunun hiçe sayıldığı, “fazlalık” gibi görülen insanların toplandığı bir dünyanın içinden konuşuyor. Kitap kısa ama bıraktığı etki ağır.
Duygu/Düşünce
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,399 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2025 42. kitabı
Kitabın tematik yapısı ve Solnit’in yaklaşımı net biçimde feminist bir bakış açısını barındırıyor. 1980’lerin San Francisco’sunda kadınların sistematik olarak bastırılmasına ve sessizleştirilmesine dikkat çeken Solnit, kendi öz-sesini bulma sürecini kişisel deneyimler üzerinden aktarmış.
Yokluğumdan Aklımda KalanlarRebecca Solnit · Minotor Kitap · 202181 okunma
9/10
·212 syf.··
2025 32. kitabı
Baran'la yeni tanıştım. Anlatımında kendine has bir içtenlik, güçlü bir iç gözlem ve yavaş yavaş içini oyan bir melankoli var. Mekânlar sessiz, karakterler içine kapanık. Ama tam da bu sessizlikte bir çığlık gizli sanki. Şehirli bir kadının gözünden bozkırı anlatırken, taşranın hem fiziksel hem ruhsal yalnızlığını derinlemesine hissettiriyor. Kendini hiç göstermeden hayatı anlatan kendine özgü bir dil. Bozkır Çiçekleri ismi bile çarpıcı aslında. Bozkır; kurak, sert ve yaşama elverişsiz gibi görünen bir coğrafya. Ama çiçek, orada bile inatla çıkan bir hayat belirtisi. Kitaptaki karakterler de tıpkı bu çiçekler gibi; içlerindeki her şeye rağmen hayata tutunma çabası içindeler. Bu kitap, sadece taşra yaşamını değil, aynı zamanda insanın içsel bozkırını da anlatıyor. Yani kuraklık sadece dışarıda değil; kalplerde, ilişkilerde, umutlarda da hüküm sürüyor. Karakterlerde inanılmaz bir varoluş sancısı gizli. Kadınlar, erkekler, yaşlılar… Hepsi içten içe bir şeyin eksikliğini taşıyor ama adını koyamıyorlar. Bu eksiklik kitabın asıl dili. Baran’ın dili süssüz ama derin. Kelimeleri az ama anlamları yoğun. Bazen birkaç satırlık bir betimleme, bir karakterin tüm geçmişini sezdiriyor. Bu da onu güçlü bir anlatıcı yapıyor. Zamanın ve mekânın ötesinde bir insanlık hali anlatıyor bana göre Baran. Bugün bile bir otobüste camdan dışarı bakan bir kadını gördüğümde, zihnime bir Nurten düşebilir. Bir sokakta sessizce yürüyen bir adamda Müfit’in gölgesi dolaşabilir. Kalbe dolayısıyla hayata dokunan bir eserle ve Selçuk Baran'la tanıştığıma ziyadesiyle memnun bitiriyorum.
Düşünce
Bozkır ÇiçekleriSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 20211,268 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2025 28. kitabı
Kitap, distopik bir adada geçen, üç kız kardeşin (Grace, Lia ve Sky) hikâyesini anlatıyor. Anne ve Baba tarafından dış dünyanın toksik erkeklerinden korunmaları gerektiği öğretilmiş. Dışarısı zehirli, tehlikeli, kadınlara zarar veriyor. Su kürü, ritüeller ve travmatik terapilerle dolu bu yaşam, bir gün dışarıdan gelen yabancı erkeklerin adaya gelmesiyle sarsılıyor. Mackintosh’un dili oldukça şiirsel. Diyalogdan çok iç gözlem var. Bu da hikâyeyi daha içe dönük kılıyor. Olaydan çok hissin baskın olduğu bir roman denilebilir. Kadınların bedenleri üzerindeki kontrol, şiddet ve iyileşme süreçleri ana eksende. Baba figürü üzerindense toksik erkeklik sorgulanıyor. Karakterlerin neye inanacağı, neyin doğru olduğu sorusu sürekli akışta. Kadın dayanışması ve kız kardeşlik ilişkileri güçlü işlenmiş. Psikolojik olarak rahatsız edici ama bir o kadar da düşündürücü. Erkeklik temsili gerçekten tartışmalı ve düşündürücü. Kitapta erkek figürleri neredeyse tamamen tehlikeli, istilacı ya da yıkıcı olarak sunuluyor. Bu da ister istemez okuyucuda “erkeklik=kötülük” gibi bir hissiyat doğurabiliyor. Yazarın yapmaya çalıştığı şey kadınlar açısından bakıldığında bazı erkeklik biçimlerinin ne kadar yıkıcı olabileceğini göstermek olsa bile anlatımda denge sorunu var; bence bu çok haklı bir eleştiri. Kitabın tek yönlü anlatımı tam da bu yüzden rahatsız edici. Çünkü karakterlerin yaşadıkları travmalar ne kadar haklı ve acıklı olsa da, dış dünya tamamen “kötü erkekler” ile temsil edildiğinde, bu durum gerçeği yansıtmak yerine sanki ideolojik bir ağırlık taşıyor. Oysa ne her erkek kötüdür, ne her kadın masum. Ne erkeklik sadece güçle ilgilidir, ne de kadınlık sadece mağduriyetle. 'Ya siyahtır ya beyaz' yerine burada bir ara ton olmalı diye düşünüyorum.
Düşünce
Su KürüSophie Mackintosh · Can Sanat Yayınları · 2019548 okunma