"Bugüne deyin çeşitli yanıtlar verilmiş bir sorudur bu. Sözgelişi, Weil'e göre varoluşçuluk bir bunalım, Mounier'e göre umutsuzluk, Hamelin'e göre bunaltı, Banfi'ye göre kötümserlik, Wahl'e göre başkaldırış, Marcel'e göre özgürlük, Lukàcs'a göre idealizm, Benda'ya göre usdışıllık, Foulqué'ye göre saçmalık felsefesidir."
Bana göre ise acının ne kadar tatlı olduğudur. İnsanlık her dönemde acının yeşertici tohumları ile iç içe yaşamış ve ondan beslenmiştir. Hatta varoluşu buna bağlıdır. Ancak bu öyle bir varoluştur ki, yalnızca oluşumunu etkiler, insanın bedenen var olması halini değil. 'Cogito' bunun en net halini yansıtır. Düşünmek varlığımızı betimler, tanıtır. Duygularımız ise bunu yaşatır. İnsan düşünce ve duygusu ile hareket edebilen yalnız bir varlıktır. Bu yalnızlık sürü ile harmanlanınca insan düşünmekten ve duygu halinden arınmaya başlar. Kendisi yerine düşünenler vardır, aslında yoktur. Bu tasarruf ile hareket eden insan gün geçtikçe dehşet bir aymazlığa kendini bırakır. Canını, canını var eden edinimleri, normları ve dogmaları bir bir üretir, hatta bunun için koruyucular bile var eder. Tam anlamıyla bitik bir yoksunluk tüm var olmanın yerini almaya başlar. Ne beden ne ruh ne de düşünce ile duygular kalır geriye, sadece işlemsel robotlar. Gerektiğinde ölmesi gereken, çalışması gereken, yaşamaktan feragat etmesi gereken insanlar.
Aslında var olmayan insanlar.