Bundan böyle kalbindekinden başka hiçbir sese kulak asma! Ağaç yaprağıyla güzeldir. Günün birinde her fani gibi yaşlanacaksın. Bu ay yüzün kırışacak, bedenin buruşacak ve hâlin azalacak. Bu doğal değişimi sakın ha düşmanın sanma. Bilakis yüzünde beliren her çizginin ardından Allah'a şükret. Çünkü o çizgilerin her biri yaşadığın, yaşayacağın iyi ve kötü günlerin karışımından doğan bir iz olacaktır. Aynaya bakınca hatıralarını, tecrübelerini ve mazideki hislerini izleyebileceksin bu sayede. Günün birinde çocuklarına hatta torunlarına anlatacağın nice anıyı o kırışıklıkların arasından birer kitap misali çekip çıkaracak ve sayfa sayfa okuyacaksın. Asıl mühim olan, içini neyle doldurduğundur. Ruhunu, şu etrafımızı saran uçsuz bucaksız topraklar gibi düşün. Her bir karışını değerlendir. Ek ve biç. Rüzgâr esse de, kar yağsa da, zelzele olsa da istikrarı sürdür. Zaman denen yolda kayıp düşsen de kaderine teslim olma. Ayağa kalk ve yürümeye devam et! Oku, keşfet ve düşün... Unutma dışımız kabuk, içimiz özdür. Bize öz lazım. Inancını, dilini ve yurdunu her şeyin önünde tut."
Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar. 
Gideceğim. Sen istemedikçe çıkmayacağım yoluna Gene de bunu gitmekten sayma.
Sadece dönüşünü bekleyeceğim. Beklemek zor bir oyun.
Ama seni mutlu eden bu olacaksa, yani dönmesen bile...
Oyun demişken...
Aşk da bir oyun Adalet. İki kişilik basit bir oyun. Seninle tanıştığımızdan beri aslında hep onu oynadık biz. İki kişi görür birbirini.
Eğilip bakar, anlamak ister. Günler geçer, gülümseyişler, anlatılan ve susulan hikâyeler... Sonra ilk âşık olan kaybeder.
Biliyorum, sen oyunları kazanmak derdinde değilsin ama kaybetmekten de ürkersin. Sakın korkup kaçma Adalet. Bu oyunun kaybedeni zaten benim.
Oysa herkes, başı ve sonu olan bir roman sanıyordu hayatını. Bütün boşlukları dolduracağını, soruları cevaplayacağını, düğümleri çözüp rahatlayacağını umarak yaşıyordu. Halbuki bir son vardı ama ne yeri ne de zamanı bilinebileceğinden, muhtemelen beklenmedik zamanda kapıyı çalıp, hepimizi bağırsakları dışarı sarkmış yaralı hayvanlar gibi ortada bırakacaktı. Er ya da geç. Sonumuzu en başından bilsek bile gafil avlanacak, cevaplanmamış sorularımız ve alınmamış heveslerimizle, gerçekleşememiş dilekler gibi kalakalacaktık.