İşgal edilmiş hiç bir zihnin,Tanrısı yoktur.
Her yoksul,bir başka yoksul doğurarak sefalete yeni bir rehin verdiği andan itibaren suçlu olur.
Din,köleler içindir.Onlara,yaşamın veremediği teselliyi verir.
OsteoSapiens
-Yürürken düşünmek,ruhun en saf haliyle buluşmasıdır.
-Yürüyüş, bedeni hareket ettirirken ruhu göğe yükseltir.
-Hiçbir zaman yalnız ve yürüyerek yaptığım seyahatlerdeki kadar düşünmedim, var olmadım, yaşamadım, kendim olmadım.
-Yürüyüş, zihnin düzenli adımlarını bedene aktarır; kaos yerine düzen getirir.
-Yürümek, sonsuzluğa doğru bir adım atmaktır; her adımda kendimizi yeniden keşfederiz.
Yedi yaşına kadar hiç Türkçe bilmeyen çocuklara Türkçe eğitim dayatması, yıllardır Türkleştirmenin ilk adımı olarak görüldü ve vahşi bir şekilde sürdürüldü, halen sürdürülüyor. Yıllarca, hiç Türkçe bilmeyen çocuklar, hiç kürtçe bilmeyen öğretmenlerinin karşısına çıkarlarak, eğitim adına bir komedi yaratıldı. Bu komedi, zaman içinde Kürt çocukları için bir drama dönüştü. Birkaç nesil feda edildikten sonra, bugün artık çocuklar okula başlamadan önce de belirli bir oranda Türkçe biliyor hale gelmişlerdir. Yani amaç hasıl olmuştur ! yıllardır ana dillerini kullanamayan Kürt çocuklarının ruhsal durumuyla ilgilenen olmadı. Ülkenin sosyologları psikologları pedagogların milli birlik ve beraberlik adına devletin resmi ideolojisi doğrultusunda bilim dışı tezler hazırlarken bu dramatik durumu görmezden geldiler. Günümüzde bu duran bir şekilde devam ediyor metropollere göç ettirilen ve ana dili kürtçe olan çocuklar Türkçe anlama güçlüğü çektikleri gerekçesiyle “geri zekalı “raporlar düzenlenerek  rehabilitasyon merkezlerine gönderildiler.
Yıllarca devrimcilere ve Kürtlere kan kusturan, sonra öz eleştiri yaparak bir kitap yazan eski emniyet müdürlerinden Hanefi Avcı, bakın bu konuda nasıl bir itirafta bulunuyor:
Ortak şuurumuz, tüm dünyanın desteğiyle en küçük bir gücü bile yenmiş olsa büyük bir gücü yenmiş gibi kahramanlık hikayeleri yazıp anlatmayi sever. Yenildiğinde ise hele sıradan ve kendisinden zayıf bir rakibe yenilmeyi asla kabullenemez, bahaneler arar. Bu anlayışı Kıbrıs çıkartmasında da görürüz. Orada basit isyancılara karşı savaşılmasına, kendi gemimizin yanlışlıkla Batırelmasına rağmen sanki büyük bir devlete karşı büyük bir zafer kazanılmış, kahramanlıklara imza atılmış gibi bir anlatım hakimdir. Yakın tarihte meydana gelen pekçok olayda da aynı anlayış geçerlidir; tarihte bu mantık ve anlayışla yazılmıştır .  gerçeği görmek ve kabul etmek; hayatı, başarı ve başarısızlığı akıl ilim ve bilim ölçeğinde değerlendirmek herkes veya her ulus için kolay olmamaktadır bunu yapabilen uluslar hatalarını kabul Edip öz eleştiri yaparak karşılaştıkları sorunları çözmekte başarılı olmaktadırlar gerçeği kabul etmeyen olaylara akıl ve bilim çerçevesinde değilde kendi penceresinden bakan özeleştiri yapmayan hep kendini doğru ve haklı gören bizim gibi uluslar her zaman hüsrana mahkum olmaktadır.
12 Eylül duraklamasından sonra 1984’te PKK’nin daha çıkmasıyla, mücadele polisiye bir sorun olmaktan çıktı; devletin, ordunun uğraştığı, herkesin öğrendiği bir sorun haline geldi. Bu yüzden halen çok kimse sorunun 1984’te başladığını sanıyor ve sorunu asayiş ve terör sorunu olarak görüyor. Çok kimsenin bilmediği gerçek şudur: PKK Olduğu için Kürt sorunu var olmadı; Kürt sorunu olduğu için PKK var oldu.