İşgal edilmiş hiç bir zihnin,Tanrısı yoktur.
Her yoksul,bir başka yoksul doğurarak sefalete yeni bir rehin verdiği andan itibaren suçlu olur.
Din,köleler içindir.Onlara,yaşamın veremediği teselliyi verir.
OsteoSapiens
Bugün 21.00’da Google Meet Buluşmamız var
Beynimiz Hakkında Bilmediklerimiz!
Sevgili Kitap Simyacıları, son okumalarımız içinde beyin yakan kitap: David Eagleman - Beyin: Senin Hikâyen! Bir an için durun ve düşünün: Şu anda bu cümleleri okurken beyninizde milyonlarca nöron kıvılcımlar saçıyor. Ama bu mucizevi organı gerçekten ne kadar tanıyoruz?
David Eagleman, bu kitapta bizleri kendi kafatasımızın içine, yani bilimin en merak uyandıran yolculuklarından birine davet ediyor. Hafızamızın ne kadar güvenilmez olduğunu, kararlarımızın gerçekten bize mi ait olduğunu, hatta “ben” dediğimiz şeyin aslında ne kadar kaygan bir zemin üzerinde durduğunu anlatıyor. Hem de öyle akademik sıkıcılıkla değil; kahvenizi yudumlarken kahkaha attıracak kadar keyifli bir üslupla! Biliriz ki milletimiz, bilimsel içerikleri tüketmekte zorlanır, mızmızlanır. Fakat bu kitap adeta bilimsel bir video izliyormuşçasına, içeriğini rahatça tane tane veriyor okuruna.
Kitapla beraber, şu soruların cevaplarını merak ediyor musunuz?
• Beynimiz bir gün USB bellek gibi kopyalanabilir mi? Yoksa “Benim yedeğim olur mu?” diye endişelenmeli miyiz?
• Hafızamız gerçekten bir video kaydı gibi mi çalışıyor, yoksa yıllardır kendimizi mi kandırıyoruz?
• Rüyalarımızın arkasında yatan bilim ne kadar mantıklı, yoksa beynimiz gece mesaisi yaparken bize süper kahraman olma fırsatı mı sunuyor?
• Özgür irademiz var mı, yoksa beynimiz sahne arkasında ipleri çoktan çekmiş mi?
Eğer kitabı okuduysanız, en çok hangi kısım sizi dumura uğrattı? “Yok artık!” dedirten bir bölüm var mıydı? Ve en önemlisi, beyninizin farkındalığını arttırmak hayatınızı değiştirdi mi? Değiştirebilir mi?
Hadi bakalım, nöronlarımızı ateşleyelim ve bu kitabı birlikte didik didik edelim!
BeyinDavid Eagleman
“Çocuklardan Tanrı’ya Mektuplar” diye bir kitap var okudunuz mu?
-okumadım.
Çocuklardan biri şöyle yazmış Tanrı’ya: “insanların ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine, neden elindekileri tutmuyorsun?”
Şu kadınlar ne garipler. Duygusal durumları ne kadar çabuk değişebiliyor. Küçücük şeylerden nasıl da hemen etkileniveriyorlar. Bir anda dünyanın en mutsuz kederli en suçlu insanı iken, nasıl da kolayca gökyüzünün en üst katına çıkabiliyorlar. Sevgileri, tutkuları uğruna neleri göze alabiliyorlar. Onlar için yaşamın temel şartı “ sevilmek, aşkla, tutkuyla, sonsuza kadar sevilmek ve asla vazgeçilmemek” her şeyi affedebilirler ama “ sevilmemeyi” asla ..Sevgisiz bir dünyada kadınlara yer yok!!