Kalabalıklara karışıyordu, ama o kadar anksiyete yüklüydü ki insanlar sezgisel olarak ondan ve yaydığı kasvetten uzak duruyorlardı. Bu olguya "expectancy prophecy (beklentinin gerçekleşmesi)" denir. Yani olmasından korktuğumuz şeyi başımıza getiririz. Var olduğumuzun kanıtlarını dış dünyadan beklediğimiz oranda kendimizi yok hissetmekten kurtulmamız zorlaşır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Geleneksel yapıda ebeveynine kayıtsız şartsız itaat etme durumunda olan çocuk, infantil omnipotens döneminde genellikle aşırı kısıtlanır. Böylece zamanında yaşanamamış olan bu dönem kendisi ebeveyn olana dek ertelenir ve sıra kendine gelip de ebeveyn olduğunda vaktiyle yaşayamadığı infantil omnipotensini ebeveyn kimliğiyle yaşamaya başlar. "Ben bilirim, ben ne istersem o olur" tavrıyla sahneyi çocuklarından çalan ana babalar, bu taleplere katlanmak zorunda kalan çocuğun özerklik denemelerine zemin sağlayan infantil omnipotens dönemini engellemiş olur, o çocuk büyüyüp de sıra kendine gelene dek.
"Şey" bir bakıma, başkalarının bizde gördüklerine inandıkları ve aslında biz olmayan imgelerden oluşur. "Şey" olmaya zorlandığımız için güvenliğimiz nedeniyle bilinçaltında sinsice biriktirdiğimiz kızgınlığımız, kendimizi değersiz hissetmemize neden olur. Değersizlik duygusunun temelinde bu kızgınlık bulunur ve insanın dünyayla olan ilişkilerini çeşitli biçimlerde ve dolaylı olarak yönlendirir. Bilinçaltındaki kızgınlık ve isyanı denetim altında tutabilmek için çevresine sürekli ödün veren, verdikçe daha çok kızan, kızdıkça daha çok veren, kısırdöngüye kapılmış insanların sayısı hiç de az değil.
Kendimizi "kimlere göre ben nerdeyim" rüşvetine göre algılayacağımıza, "bana göre kimler nerede"yi dikkate alarak düzenlemek benmerkezcilik değil, benliğimize sahip çıkabilmektir.