Aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir. Onu kucaklayarak bugün dünyayı dışarıda bırakma arzusudur. İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir.
Kendisi, uğursuz önsezilerle dolu yeni bir
sabahın kaçınılmazlığıyla yüz yüze gelmemek için uykunun son
ipliklerine sıkı sıkı tutunuyordu; oysa kocası yeni doğmuş bir bebeğin
masumluğuyla uyanıyordu: Her yeni gün, insanın fazladan kazandığı
bir gündü.
"Hiçbir işe yaramayan, ama insanın atmaya da kıyamadığı şeyler
için bir çare bulunmalı," diyordu Fermina Daza. Doğruydu:
Nesnelerin yaşanabilir alanlara, insanları yerlerinden edip onları
köşelere sıkıştırarak yayılmaktaki açgözlülükleri ürkütüyordu onu;
sonunda Fermina Daza göz önünden kaldırıyordu onları.
Ancak Tanrının sonsuz lütfuyla var olabilen
saçma bir icattı evlilik. Birbirini yeni tanıyan, aralarında hiçbir
akrabalık olmayan, yapıları başka, kültürleri başka, hatta cinsleri bile
başka iki insanın birdenbire kendilerini birlikte yaşamaya, aynı
yatakta yatmaya, belki de her biri başka başka yönlere gitmek üzere
çizilmiş iki yazgıyı bölüşmeye mahkûm bulmaları her türlü bilimsel
düşünceye aykırıydı.