Suspirium

Kadın düşmanlığı bütün dinlerin özelliğidir ve yalnızca bu özellik bile patriarkal iktidarın ortaya çıkışını dinlerin kurumsal doğuşuna tarihlemeye yeter. Lilith, Havva ve Pandora kötücül ruhlarıyla evrene frengi saçmakla suçlanmışlardır. İbrani Bilgeliği’nin ve Yunan Sophia’sının hallerinden biri olan Hıristiyanların Meryem’i, hem bakireliği hem anneliği yücelterek, yüzyıllar boyunca kadını haz almamaya ya da ancak utanç ve suçluluk duygusu içinde haz almaya mahkûm etti. Binlerce kuşak boyunca zihni sünnet etme görevini yerine getirdi. Tertullianus, Tarsuslu Pavlus denen Yahudi Hıristiyan Saul’u geride bırakarak kadına susmasını buyurdu: “Kadın, sen şeytanın kapısısın; ağaca ilk dokunan ve Tanrı yasasına ilk ihanet eden sensin [...] Tanrı’nın oğlu bile senin yüzünden ölmek zorunda kaldı! Daima yas tutmalı ve yırtık pırtık giysiler giymelisin, insan soyunun yıkımına yol açtığını unutturmak için gözlerinde daima pişmanlık yaşları olmalı.” İslam da Yahudi-Hıristiyan zarafetine katkıda bulunur: “Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır,” der Kuran; ya da: “Erkekler, Tanrı onları meziyetleri dolayısıyla kadınların üzerine yerleştirdiğinden ve erkekler kendi mallarını kadınları süslemek için kullandıklarından dolayı kadınlardan üstündür.”
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Sanat sanat içindir" di­yenler yalnız biçimde yer alan, adeta içeriksiz bir güzelliğin varlığını savunurlardı. Sanat ürününün bir bildirisi olabilece­ğini yadsırlardı. Oysa, çağdaş eleştiride, bir edebiyat bilimi­nin (poetika) kurulmasını isteyen akım, sanat eserinin top­lum hayatındaki etkisini kabul etmekle kalmaz, eserin içeri­ğini, bildirisini, savunduğu düşünce ve duyguları araştırma konuları olarak görür. Ne var ki, kendine seçtiği çalışma ala­nı, metnin bütün cepheleri değil de, onu sanat ürünü yapan yanlarıdır. Yine Jakobson: "sanat görevinin iletme görevine üstünlüğü, iletmeyi (burada dolaysız anlam denotation) orta­dan kaldırmaz. Ancak onu birçok anlama gelebilecek biçi­me sokar (ambigu)" diyor.
Bilindiği gibi, edebiya­tın kullandığı bütün biçimler, yazı kalıpları, söz sanatları edebiyat olmayan yazılarda ve sözlerde bulunur. Özellikle edebiyatın ve yalnız edebiyatın malı olan bir üsluptan söz edilemez. Böyle olduğuna göre, bir edebiyat biliminin ger­çekleşmesi olanağı yok mudur?
Edebiyat metnini edebiyat yapan yanların (litteralite) aranması demek olan "poetika" çalışmaları, bir yazarın üslu­bunu betimlemeye girişmeden önce söylevlerin sınıflandırıl­masını ele almayı önerir. Poetika başlığı altında toplanan ve yapısal yöntemleri uygulayan araştırmalar, yazının biçimleri­ni, söylev çeşitlerini, söz perdelerini ( registres de la parole) inceleyerek edebiyat olgusunu daha bilimsel, daha doğru ta­nıtacaklarını umarlar.
Makaslarda geziniyor mu parmak izlerin Onca uzaklığındaki ben Geçiyor muyum belli belirsiz Gözlerinin içdenizlerinden Nasıl mı Nasıl yaratılmışsa boşluk Kendine bakan irice bir vişneden. Hani Elini alnına koyup da Daldığın olurdu ya bazen Dalgınlığının ipekli giysinle birlikte Hiç değişmeyen bir hışırtısı olurdu ya Kime duyuruyorsun o sesi şimdi Kime -Yokluğuma bakarak Çizilmiş bir taslak gibi Uçup giden bir taslak gibi Dağılan, toz olan bir taslak gibi