"Ya benim Tanrı kavramım, aradığım Tanrı kavramım" diye sordum kendi kendime. "Bu kavram, o nereden geliyor?" Bu düşünceyle birlikte göğsümde yaşama sevinci dalgalanmaya başladı. Çevremde her şey hayat kazandı, anlam kazandı. Ama sevincim uzun sürmüyordu. Akıl işlemeye devam ediyordu: "Tanrı tasavvuru, Tanrı değil!" diyordum kendi kendime. Yine diyordum ki: "Tasavvur, benim içimde cereyan eden bir şeydir. Tanrı tasavvuru, benim içimde uyandırıp uyandıramadığım bir şey. Ben, onsuz hayatın olmayacağı bir şeyi arıyorum." Ve işte yeniden içimde ve çevremde her şey ölüyor ve ben yine kendimi öldürmek istiyordum.
Gerçekten bizler, intiharın gerekliliğine inanmış ama onu uygulamaya karar veremeyen bizler, kimiz? En zayıf, en tutarsız, düpedüz söylemek gerekirse; delinin, rengarenk dilenci torbası gibi aptallığını peşi sıra sürükleyen en aptal insanlar değil de neyiz?