Sema Soykan’ın kalemini daha önce okuduğum ve çok beğendiğim Keşke, Adsız Roman ve Kilit Taşı kitaplarıyla tanımıştım. Yazar, bu kez Belki romanında, Kıbrıs’ın kanlı ve acı dolu tarihini, gerçek belge ve bilgilerle harmanlayarak bir aşk hikâyesi içerisinde bizlere sunuyor.
Roman, “Anavatandaki Keşke’lerden, Yavru Vatan’daki Belki’lere uzanan zorlu, onurlu ve umut dolu bir yolculuk…” cümlesiyle başlıyor.
Hikâye, 55 yaşlarında Sarah adında bir İngiliz kadının, geçmişte Kıbrıs’ta yaşanan olaylarla ilgili bir belgesel film çekme amacıyla adaya gelmesiyle başlıyor. Sarah, kendisine tercüman olarak Sevgi adında bir kadını seçer. Ancak bu seçim bir tesadüf müdür, yoksa Sarah’ın başka bir amacı mı vardır?
Sevgi, mücahit bir terzinin kızı ve Kıbrıs sevdalısı genç bir kadındır. Yıllar önce büyük bir hayal kırıklığı yaşamış; sevgilisi Can, onu bir Rum kadın için terk edip güneye geçmiştir. Bu acıyı hala içinde taşısa da hayat, karşısına film için teklif getiren Yiğit’i çıkarır.
Başlangıçta teklifi kabul etmekte tereddüt eden Sevgi, casuslukla suçlanan ve adı lekelendiği için yıllardır büyük acı çeken babasının adını temize çıkarmak ve Rumların Türk halkına yaptığı işkenceleri tüm dünyaya duyurmak için projeye dahil olur. Fakat süreç ilerledikçe, babasının hayatıyla ilgili hiç bilmediği gerçeklerle yüzleşir.
Kitapta, Rumların İngilizlerin desteğiyle Türk halkına uyguladığı baskı ve katliamlar, gerçek tarihi belgelerle anlatılıyor. Bu vahşetin gerçekten yaşanmış olduğunu bilmek insanı derinden sarsıyor. Binlerce insan, 1974 yılında Bülent Ecevit’in önderliğinde gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar acımasızca katlediliyor.
Sema Soykan, bir yandan etkileyici bir aşk hikâyesi anlatırken diğer yandan Kıbrıs’ın yakın tarihine ışık tutuyor. Tarihi olayların romanın kurgusuna