Sevgican

Düşme ile uçmayı birleştirme arzusu
Bir an için ikisi de aynı gelmez mi insana uçmayı bir günlük bir gecelik birkaç saatlik bir şey olarak düşünüyordum ama düşmek Başka bir şeydi ancak oraya orayı düşünmeyi bırakırsanız ulaşabileceğiniz yerler vardır Düşerken uzun bir süre Çarpmayı inişi yere teması düşünürsünüz ve Düşmeye devam edersiniz düşmek Epey uzun sürer ve sona erdirmenin tek yolu sonunu düşünmeyi bırakmaktır.
Sayfa 200 - Sel
Reklam
Ev
Gittiğiniz zaman sizi içeri almak zorunda oldukları yerdir. Düşününce kesin olarak bildiğim bir şey varsa o da Bu sözlerin geçerli olmadığı En azından benim, için kimse kimseyi içeri almaya Mecbur değil bu daima bir tercihtir hiçbir zaman sadece bir mecburiyet değildir belki bu Özünde evsiz ya da evi olmayan birinin görüşüdür....
Sayfa 197 - Sel
Edebiyat
Önce insan neden böyle bir kitap okur, anlayamadım. Bir süre sonra alınan hazzın kaynağının öykü ya da karakterler değil, dış dünyada birilerinin hayallerini bildiğini bilmek olduğunu anlamaya başladım - geniş anlamda konu ya da olaylardan çok, ince ayrıntılardaydı haz, parfümlerde ve renklerde, gece geç vakit yapılan konuşmalardaydı. Bunları bilince, kendi benliğini biliyordu: Olaylar başka türlü gitseydi, ay ışığıyla aydınlanan bir sahilde yakışıklı ve zor bir adamla yürüyebilecek olan bir kadın; özenle hafifletilmiş hareketin, söze dökülmemiş anlaşmanın, paylaşılmış sırrın değerini bilen bir kadın. En çok da konuşulmamış olanın gücünü ve güzelliğini bilen bir kadın. ağlak aşk hikâyelerine değil söze dökülmemiş şeylere bağımlıydı. İçine çok güven konabilen ve çok huzur elde edilebilen söylenmemişlere.
Sayfa 126 - Sel
Edebiyat
ruhunun uçup gidişini seyrederken korkmuyoruz: hep eşleştiği üzere ruhun, kendiyle: başkalarıyla. İki kuğu... Çocuk. Fevkalade bitiğiz. Brigit Pegeen Kelly
Sayfa 114 - Sel
Yoksulluklarının onları mahkûm ettiği hüznü, neredeyse hiçbir şeyleri olmayan ve sahip olduklarıyla değer biçilen insanların hüznünü; böyle şeylerin önemli olduğunu bilen insanların hüznünü ne kadar şiddetli hissettiğimi hatırlıyorum. Babam bir avuç para çıkarıp da istediğimiz şeyleri alınca, sahip olduklarımızın ya da daha doğrusu sahip olmayı arzuladıklarımızın hüznü beni sarstı; bu beklenmedik şansla incik boncuk, biblolar ve uzun süsler alıyorduk, sahildeki tombala oyununda verdikleri gibi değersiz uyduruk ıvır zıvırlar. Bu şeylere sahip olmanın -bir şeye sahip olmanın, tozunu almanın, oradan oraya koymanın, başkalarına göstermenin-annemler için büyülenme gibi bir şey olduğunu tahmin ettim. Bu şeyleri, insanların ölümden ya da en azından görünmezlikten koruyan tılsımları tuttukları gibi tutuyorlardı. Bu durum beni utandırdı. Hiçbir şeyim olmadan, Hz. İsa gibi gidecek bir yerim olmadan başımı alıp kaçmak istedim.
Sayfa 106 - Sel
Reklam