Sibel Karagöz profil resmi
Yönetici
Üniversite
84 okur puanı
24 Nis 21:20 tarihinde katıldı.
  • YAMALIK YARALARIM
    ÇİÇEK AÇTI

    gece davetsiz soluğuma doldu
    aksıra ,tıksıra, hapşura
    ardından çeşmesi bozuk yaralar
    sızım sızım ağrımı damlattı
    damlalar yamalarımı çürüttü
    çürükleri elmaları kızarttı
    kızıldan bir acı
    yamalarımın eriyiklerinde
    eriye eriye
    hasrete tohum
    tohuma can verdi
    can çeşmesi bozuk yaramda
    damlada fide
    fidede ağaç
    ağaçtan düşmüş
    ağıtlı yoncalar,goncalar
    özleme buse veren
    sılaya dal sarkıtan
    yamalı bohça
    kimse bilmez
    bilmedi
    bilmeyecek
    yamalık yaralarım
    çiçek açtı
    kokusu yele
    rengi elmaya
    değdi...
    Sibel Karagöz
  • OKYANUS GÖZLÜ DÜŞ
    Sular çekilmiş okyanus gözleri günü batırmış avuçlarında solan yüreğimin yaralarını sarmaya merhemin yetmiyor.
    Ne kadar yamalasam dikiş tutmuyor
    Kabuklanıyor ara ara şiddetli girdabında kanıyor anaforlar taşıyor
    Derinliğindeki uçuruma yuvarlanan gözlerin şehla bakıyor...
    Çocukluğumuz aklıma geliyor...
    An/sızın canım yanıyor...
    Hayaline dalıyorum nasıl güzel anlatırdın
    Şimdi çıt çıkmıyor...
    Dili lal gözü boş
    Sanki düşünü düşürüvermiş
    Camdaki aksi silinmiş
    Gölgesiz beden
    Yemeği önüne koymazsam açıktım demez canı gitmiş kendi kalmış bir cüssesi var başkada bir şeyi yok enkaz...
    İşte ben enkaz altında kalan afetzede
    Nefesim kesiliyor canım ellerimden kayıp gidiyor tutamıyorum...
    Saramıyorum...
    Arada canım diyorum cevap yok
    Yanına gidiyorum yanağından buse alıyorum tepkisiz çoçuk gibi hatta bebek
    Neydi onu bu hale getiren...
    İzliyorum düşünüyorum bulmaca gibi çözmeye çalışıyorum...
    İpin uçunu bile bulamıyorum
    Özlüyorum eskisi gibi belimden sarılıp boynuma öpücükler konduran ilham perimi...
    Ama sadece özlüyorum elimden bir şey gelmedi
    Gelmiyor...
    Keşke diyorum keşke gitmesine izin vermeseydim...
    Ama gitti enkazı çıktı girdabından
    Şimdi elimde düşlere sarılmış kundaklanmış çocuk;kefensiz tabutsuz sevdam...
    Umudu hangi limanda kaybettiğimi bilsem borç alıcam...
    Bilmiyorum
    Kapana kısılmış dönüp duruyorum
    Hamster gibi...
    Bir gün
    Mutlaka
    Dönecek
    Benim sevdam
    Düşlerin İçinde filizlenip
    baharlarla
    Bulacak beni
    Beni
    Beni...
    SİBEL KARAGÖZ
  • ENSİZ DEHALAR

    kelimeler harfleri, harfler kelimeleri
    sıfatlı sıfatsız süzdüler
    üstüne dudakta büzdüler
    birde sakal bıyık sıvazladılar
    iki üç düşünceyi
    adımlarına yol ettiler
    bir ses geldi gaipten
    “ en”
    harfler kulak kesildi
    kelimesi kesikte dildi
    bir ses daha doğdu
    “ deha “
    dudaklar ağızdan düştü
    kargaşa belki de savaş
    ateşini kontrolsüz döktü
    kalabalıkta sesler
    yandı söndü
    bir hayli sürdü savaş
    “ enler “ ile “ dehalar “
    arasında...
    harfler süngüsünü düşürdü
    sıfatlı sıfatsız öznel yalnızlıklar
    noktayı koydu....,
    hamallığı yüksek havda yükleme
    belirtisiz galibiyetleri tüm’ceye
    oysa ,
    üç nokta sonrası virgül
    “ensiz”
    “dehasız”
    hatta dahasız bir noktalı virgül ;
    artık kümesiz topluluk
    filesiz “gol”
    başka bir deyişle
    kendin çal
    kendin oyna
    ister en
    ister deha
    aynamda bir hiç
    lastikleri patlak bir iç
    ağrısı geçmiş bir diş
    dil’de dolaşan bir hiç
    çekilmiş azı’da bir diş
    hepsi bu...,
    Sibel Karagöz
  • SARI SICAK (1)
    Birinci Bölüm
    Gün doğmadan çay tarlasında çaylar arasında arı gibi çalışıyor kelebek gibi uçuyordum iki kardeşim anam cıvıl cıvıl yeşilin içinde noktalar...
    Ta ki babam gelene kadar o heybetli cüssesi ile yeri göğü inleten fırtınalı hortum ...
    Hüüpp içine çekti.
    Haşere ilacı ile ilaçlar gibi silleleriyle uçurdu; yerdeydik...
    Savrulduk üstüne basılmış sinek gibi...
    Sanki biz fazlaydık yada bu dünyada yerimiz yoktu...
    Arkadaşlarıma bakıyordum babalarına
    Koşuyorlardı kocaman sarılıyorlardı.
    Ciklet ,çikolata ,çakı ,saat elleri dolu gözleri ışıl ışıl ...
    bak babam getirdi diyorlardı...
    Bazen düşünüyorum neden niçin sevmedi babam beni ve kardeşlerimi anamı ,bulamıyorum tek bir sebep...
    Kapının önünde oturur ve seyrederdim diğer çocukları anaları babaları...
    Ve anlamaya çalışırdım ; çocuktum anlayamazdım...
    Akşam oldu mu korkular sessizliğin içinden çıkıp yüreğime yerleşirdi.
    Hepimiz odanın kuytu köşelerine siner
    Tıp oynar gibi sessizce içip zıbarmasını beklerdik. Anam arı gibi döner etrafında şikayet etmesin diye, dualar ederdi.
    Ama babam hiç bir şey bulamasa yemeğin tuzu çok olmuş diye anamdan başlar sırayla hepimizi elden geçirirdi.
    Tek kurtuluş büyümekti anamın ilk oğluydum ben büyürsem anamı kardeşlerimi koruyacak babamın dövmesine engel olacaktım...
    Hayallerim vardı...
    Burayı sevmiyordum hep duyuyordum komşu teyzelerden Hatçe'nin oğlu İstanbul’da iyi kazanıyor anasına kardaşına da gönderiyor...
    Aklıma geliyor nasıl hayaller kuruyorum
    Tan ağarırken yola çıkacağım otobüsün bagajında saklanacağım...
    Ver elini İstanbul...
    Ondan sonra bize acı yok...
    Hayaller işte...
    Düşlerin gerçek olmadığını öğrendim acı bir şekilde öğrendim...
    Bir kaç kez denedim her defasında yakalanıp babama teslim edildim sonrası ne ben söyleyeyim ne siz duyun...
    Kırıldı umutlarım...
    Alındı çocukluğum elimden...
    Ömür merdivenli ben hiç çıkamadım
    Sanki bir kuvvet yerin dibine doğru çekiyordu ve merdivenler ayağımın altından kayıp gidiyordu...
    İlkokul ortaokul iteleye kakalaya bitti...
    Lise daha zordu iki defa denedim çok zayıfım geldiği için kilere bağlayarak dövdü babam ...
    aslında az gelir sadece dövdü dersem...
    Üzerimden bir tır geçti desem daha doğru olur...
    Bir kaç gün sonra babam gidince anam açtı urganları gözyaşları içinde dokunmaya kıyamadı ...
    orada sıcak su leğenle yıkanmama yardım etti dilinde beddualarla temiz kıyafetleri giydim ekmek soğan su çıkın yaptım ve anama son kez sarılıp çıktım...
    Bir daha asla dönmedim...
    İstanbul otobüsüne bindim biniş o biniş...
    Kurtuluşa adım atmıştım...
    İstanbul da indim önce sokaklarda dolandım çok insan vardı ve hepsi koşturup duruyor ve bir sürü araba demek ki İstanbul’un taşı toprağı altın sözü gerçek...
    Yoruldum ve acıkmıştım deniz kenarında oturdum çıkını açtım biraz atıştırdım.
    İyi de nerde kalacaktım tanıdığım yok
    Nerde iş bulacağım diye düşünürken uyumuşum. Vapur sesleri ile uyandım.
    Baktım etrafında insanlar koşuşturuyor takıldım kalabalığın peşine. Elbette bir iş bulacağım. Önce iş ardından kalacak yer.
    Sonraları öğreneceğim istiklal caddesini üzerinde iş yerleri var. İçeri girdim ve tek tek sordum iş var mı diye. Çoğunlukla yok dediler. Yorulana kadar vazgeçmedim bir iki gün sürekli sordum.
    Sonunda çaycıya ihtiyacımız var dediler.
    Uçtum havaya hemen başladım çay tarlasında büyümüşüm zor gelir mi?!
    Çok sevdiler beni. Zamanla kalacak yer de buldum. Çevrem genişledi. Yeni şeyler öğrenmek haz verdi.
    Sonra bir gün farkettiler ki kalemi iyi kullanıyorum, şiir yazıyorum...
    Özlemim büyük. Anam kardeşlerim burnumda tütüyor. Bir kaç yere gönderdiler şiirlerimi beğendiler.
    Kanatlarım vardı martılar kıskanır.
    İstanbul ayaklarımın altında uçuyorum.
    Artık çaycı da değilim matbaaya geçtim
    Bu arada şiirlerime yoğunlaştım.
    Kapı açıldı, içeri sarışın kıvır kıvır saçları ile bir ceylan girdi; insan olamazdı!..
    SARI SICAK!
    Değil, değil düş görüyorum. Çimdik attım koluma ama orda duruyor bana bakıyordu.
    İyi günler dedi. Su Perisi şakıdı sanki. Baktı ben de ses yok...
    İyi günler beyefendi dedi.
    Kulaklarında sorun var der gibi baktı...
    Pardon hanfendi iyi günler dedim. Buyrun nasıl yardımcı olabilirim, dedim zor zahmet...
    Basılacak kartvizitim var örnek gösterir misiniz dedi.
    Hemen dedim. Örnekleri çıkarttım. İki de kahve söyledim sadeden. O kadar tatlıydı ki, şekere ne hacet; bal bal şakıyor sanki bülbül...
    Karar verdi, bitince adreslerine elimle teslim etmek sözüyle ayrıldık.
    Sonra ki günler de onu görmek için iş çıkışlarında tesadüfen oradan geçiyormuş gibi yapıyor, her fırsatta bir kahve sözü alıyor derin gözlerinde boğuluyordum.
    Şiirlerim artık, özlem, vuslat, ana, kardeş bağırmıyordu .
    Aşk ayaklanmış hücremde
    Kalbimin içinde sen; senin içinde şiirlerime iliklenmiş bir ben. Benden içeri sarı sıcak bir sen.
    sen
    sen...
    Birinci bölümün sonu.













    SARI SICAK (2)
    İkinci bölüm
    —SARI SICAK KIZARDI AL AL gerdanından saçıldı turunçlar bal bal...
    Sevdalı matbaacı kuşlar gibi tünüyor iş çıkışları konduğu daldan salınıyor kapının koluna girip dansa kaldır beni diye inliyordu...
    Sarı Sıcak merdivenleri su perisinden hallice uçarak akarak geliyor...
    Sevdalı matbaacı yer ile gök arasında
    Uçsa kuş değil
    Açsa kök değil
    Sarı sıcak kollarında artık yer gök aşk
    Günle gece kavuşmuş artık vakit sarı sıcak...
    Yıldızlar kayıyor
    Gözler kapanıyor dudaktan kalbe ağıl ağıl bir türkü söyleniyor.
    Hayaller, umutlar ,düşler arasında körebe oynuyorlar...
    Matbaacı bir oğlumuz olsun, adı atadan, çehresini senden, yüreği benden olsun der...
    Umudu terkisine atardı.
    O günde Sarı Sıcak muhabbetini alarak eve gitmişti. Ertesi gün iş çıkışı diye konuştu her gün gibi..,
    Matbaacı iş çıkışında bekledi
    Bekledi
    Tırnaklarını yedi.
    Kapıyla kavga etti, küfürler havada uçuştu...
    Ama gelen giden yok
    Sordu her çıkana...
    Bugün gelmedi.
    Gelmedi.
    Haberiniz var mı?
    Adresi?
    Ya da nasıl ulaşırım?
    Kimseden cevap alamadı..,
    Kudurdu.
    Nafile.
    Sanki hiç yokmuş, tanımamış gibi…
    Her gün gitti iş yerinin kapısına
    YOK...
    Sırra kadem bastı..,
    Matbaacı artık sapıtmıştı. Her gün önce beraber gittikleri kafeler, restoranlar ardından meyhaneler, unutmak için içiyordu zil zurna oluncaya kadar..,
    Uzun bir zaman böylesi devam etti .
    Artık yoldan çıkıyor diye annesini aradı matbaanın sahibi, durumu anlattı davet etti ve annesini otagardan aldı .
    Oğlunun halini gören anne hemen evlendirmek lazım dedi. Bir iki güne kalmadan memleketten bir kız buldular.
    Bir akşam sarhoş matbaacı ile imam nikahı kıydılar..,
    Matbaacıya ne zaman sorsam nasıl evlendin diye, abi çok sarhoştum girmeyelim o konuya der...
    Bir oğlu oldu matbaacının adını atasından canını babasından çehresi sarı sıcak sevdasından..,
    Her gün oğlunu alır Sarı sıcaklı kahvelere gider; aynı masa, aynı sandalye bir eksik oturur bekler..,
    Aklından geçer hayalleri...
    Atasından addaş candan oğluna bakar, Sarı Sıcak’la yaptığı konuşmalar aklına düşer.
    -şunları söyledi, oğlunla babanla kuramadığın ilişkiyi kur, bu sefer rolleri değiştir babandan daha iyi bir baba ol! İncinen, öykünen yerlerini sar oğul babanla...
    Öyle de yaptı matbaacı. Şimdi atadan gelen yaralar kanamıyor. Sarı Sıcak’ın açtığı yara oluk oluk kanıyor...
    Günler geçiyor oğul okula başlıyor.
    Çantalar, kitaplar alırken şaşkınlıktan küçük dilini yutuyor matbaacı...
    Nerdeyse oğlunu kaybedecek o kadar şaşkın...
    Sarı sıcak orada oda alışveriş yapıyor, pembe çanta görüyor elinde..,
    Önce anlayamıyor
    -Anne ne buldum diye konuşan, koşan kıvırcık siyah saçlı bir kız çocuğu ..,
    Matbaacı dışarı çıkıyor. Elinden tuttuğu oğluyla bir banka oturuyor, titreyen bacaklarına sahip çıkmak için...
    Nice sonra
    Sarı Sıcak görünüyor elinden tuttuğu kızıyla. İçim acıyor gördüklerime inanamıyorum...
    Önümden geçiyorlar şakıyan küçük Sarı Sıcak minik bir serçe...
    Görmüyorlar beni ve oğlumu ...
    Ardından bakakalıyorum, sanki yürüyen benim hayallerim, her adımda uzaklaşıyor düşüm, gecem gündüzüm...
    Ayaklarıma hakim olamadım peşinden sürüklendim oğulla ...
    Sürekli bir ses kulaklarımda
    Baba nereye?
    Baba nereye?
    Acıktım.
    Yoruldum.
    Neden sonra duruyorum.
    Sarı sıcaklar bir apartmana girdi.
    Biraz daha bekledim, ikinci katta ışık yandı ...
    Anladım ki akşam olmuş ...
    Etrafıma baktım, iyice baktım sonra, oğlumu kucağıma alıp eve döndüm.
    Şimdi merak had safhada...
    Ne oldu da terk edildim. Tek söz havalanmadan...
    İlk fırsatta hesap verecek en azından bir sebep...
    Gün ışımaya başlarken yola düştüm
    işte...
    Binayı karşıma aldım duvarı sırtıma bekliyorum bir açıklama.
    Otobüsler işlemeye, insanlar karınca gibi koşturmaya başladı ; arıyorum Sarı Sıcak bir yüzde şimşekler çaktıran gülümsemeyi...
    Çıktı kapıdan otobüs durağına doğru yürüyor saatine bakıp bakıp...
    Tam karşısındayım görmüyor.
    Otobüse el etti bindi ardından bende bindim.
    Kartlar basıldı gölge gibi izliyorum.
    Cam kenarına oturdu yanına oturdum.
    Farketmedi...
    İçim daha bir sızladı beynim zonkluyor ama sesim çıkmıyor...
    Kendimle çebelleşirken ellerine takıldı gözlerim aradı yüzük; ama yoktu...
    Ohhh dedim...
    Kendime şaşırıyordum.
    Aptallaşma seni hatırlamayan umursamayan Sarı Sıcak, sen hala yüzüğe bakıyorsun...
    Sanki ben çöpsüz üzüm.
    Düşünceler içinde kendimle savaş ederken izin verirseniz inebilirmiyim dedi
    Yüzüne baktım kaldım...
    Gözlerimiz buluştu, öyle ne kadar kaldık bilmiyorum...
    Sonra özür dedi devam edemedi göz yaşları sel oldu gitti
    Soramadım ; saramadım
    Kal geldi ...
    Hadi inelim konuşacaklarımız var dedi.
    Kedi gibi takip ettim.
    En dipte bir masa seçti ve oturduk.
    Garson geldi iki çay dedi ve anlatmaya başladı...
    Ailem dedi...
    Ağlamaya başladı..,
    Kelimeler ağzında yuvarlanıyor bir türlü anlatamıyordu...
    Bekledim mantıklı bir açıklama...
    Sensizliğin içinde kayboldum bile diyemedim...
    Sonunda döküldü sözcükler. Ailem üniversiteden mezun olduktan sonra baskı yapıyordu, ben de öteliyordum.
    En son buluştuğumuz gece eve döndüğüm de kapıyı açtılar; apar topar zorla, döve, söve götürdüler dinlemediler. Telefonumu çantamı aldılar. Karga tulumba arabaya bindirdiler. Zorla evlendirip kendilerince baş göz ettiler.
    Kız kısmı kendi başına yaşayamazmış.
    Bir kaç sene sürdü işkenceden farksız evlilik, ayrıldım; ilk fırsatta kızımı alarak kaçtım. Bir süre kadın sığınma evlerinde kaldım. Tehditlerden korunmak için kızımın ve kendi ismimi değiştirdik. Devlet korumasında iş bulundu, ev, derken yaşıyoruz. Silmeye çalışıyorum belleğimden acıyı; tek hatıra kalsın o da sen ...
    Sade ve sadece SEN...
    Çok sevdim çok...
    Ben seni terketmedim ...
    Ben benden çalındım...
    İlikledim yarama senden kalan hatıraları.
    İzlerim geçmişi bir eksik.
    Dolanırım kahkaların kol gezdiği masalarda ararım senli dizeleri.
    Ahhh dönebilsek!
    O mutlu günlere.
    Sade ve sadece,
    Bir çift göz,
    Bekleyen,
    Matbaacıya,
    Ahhh dönebilsek!..
    Arkası yarın










    SARI SICAK (3)
    telefon numaralarımızı alalım daha çok konuşacaklarımız özlemlerimiz var ama işe yetişmem lazım sonra kızımı alacağım müsait olunca arayacağım ve çok merak ediyorum sen ne yaptın ...
    El çabukluğuyla numaralar verilir görüşmek üzere hoşçakal der ve çıkar.
    Matbaacı kalır düşüncelerin içinde şimdi sevinsem mi üzülsem mi...
    Terketmemiş
    Aldatmamış
    Hala beni seviyor...
    Bu düşünceler bile silmişti öfkeyi boşa geçen yılları hatta içinde ılık bir meltem esiyordu...
    Şiirler
    Sarı sıcağım
    Ve geçen yıllar
    Umut kanadına yapışmış ürkek ürkek çırpınışta...
    Biraz sindirmesi gerekiyor kabullenişler
    Kolay değil ama iyi bir tarafı var sarıldı canıma hala beni seviyormuş benim onu sevdiğim gibi...
    Bu düşünceler içinde eve geldim baba diye açtı oğul öyle güzel sarıyor Kİ sanki canım havalanmış izliyor kahkahalarımızı
    Günün yorgunluğunu alan oğul
    Canıma can katan oğul
    Allah razı olsun senden
    Seni bana veren Rabbime şükürler olsun
    Sen de olmasan hayata tutunurmuydum
    Gerçekten oğul dünyaya geldi matbaacı onun için yaşamaya başladı.
    Aslında kötü bir evliliği yoktu karısı iyiydi hiç şikayet etmez ,kavga etmez ,istekte bulunmaz ağzı var dili yoktu...
    Ancak matbaacı sevmiyordu sadece acıyordu ...
    Çünkü sevdiği vardı ,unutamadığı ,hayelleri...
    Kim verebilirdi ki düşlerini geri
    Nasıl zevcen dedikleri yabancı bir kadını düşlerinde büyütebilir..,
    Büyütemedi de zaten
    Öyle işte oğulun annesi sadece bu kadar
    Oysa Sarı sıcak onun için düşlerin prensesi şiirlerinin ilham kaynağı
    Hayat...
    Günle doğar
    Ay ile biter
    Matbaacı için hayat
    Sarı sıcak
    Gerisi buzdan kesik
    Telefon çalar ekranda Sarı sıcak yazıyor
    Kaptığı gibi balkona çıkar
    Açar Alo demez
    Şiiri dizelerden çıkar ete kemiğe bürünmüş
    Alo der
    Yeter bu
    Yeter...
    Yarın iki de aynı yer der kapatır...
    Matbaacı oturur ilk baktığı saati akşam sekizi gösteriyor şimdi nasıl geçer onca saat...
    Ve saatler ağır da olsa geçer matbaacı buluşma yerine bir kaç saat önce izin alıp gelir beklerken düşüncelerine hakim olamaz hep hayalini kurduğu sarı sıcak yakmış gönlünün ateşini seyrine dalmış bir düşten diğerine harman olmuş hayaller denizinde kulaç atıyor garson da yirmi dakika da bir gelmese dünyada olduğunu hayatın devam ettiğini anlayamayacak...
    Güneşi doğmuş adım adım masasına akıyor yer kaymış uçan halı üzerinde annesinin beşiği gibi tıngır mıngır sallanıyor...
    Ayağa kalkamıyor ayaklarına hükmedemiyor kalbi yerinden çıktı çıkacak...
    Sarı sıcak merhaba diyerek sarılıp öptü...
    Matbaacı sarhoş öyle içerek değil mutluluk sarhoşu...
    Ben anlattım sıra sende...
    Hadi dinliyorum...
    Matbaacı silkinir ve başlar...
    Hatırlamak istemediğim bir batış çok zor çıktım kendi susuz kuyularımdan tam olarak çıktığımda söylenemez.
    Çok aradım İstanbul kazan ben kepçe bulamadım...
    Bulamadığım her günü şişenin dibinde kapattım çok defa intihar ettim ama öldürmeyen Allah öldürmüyor...
    Sarhoş olduğum bir gün imam nikahı ile evlendirildim ;anamın işleri belki hayata tutunurum ümidi ile evlendirildim nasıl bir çukursa sonra apar topar askere gittim orada başladı kuvvetsizliğim hiç bir şey yapamıyor eğitimden sonra ayağa kalkamıyordum silah eğitimlerinde hedefi çift görüyor netleştiremiyordum bir kaç kez arkadaşlarımı yaraladım göremiyordum sonra revire çıkarttılar tahlil üstüne tahlil ,beyin emarı ve belden sıvı almamız gerekiyor dedi askeri doktorlar tamam dedim yapıldı çok zordu
    Tanı koyuldu MS hastalığı dediler; şaşırdım hiç duymamıştım nasıl dedim beyin ve omurilikten gelen emir komuta zincirinin bozulması ; beynin gönderdiği komutların yapılamaması...
    Anlamadım dedim...
    Ağzım açık kalmıştı hala söylediklerini hazmedemiyorum ben herkes gibiyim
    Dr anlatmaya başladı daha düz anlatayım
    Örneklendireyim ...
    Diyelim ki telefonun şarjı bitti takıyorsun şarja yarım saat olmuş ama şarj dolmamış ancak kapanmayacak kadar dolmuş kabloyu çıkarıp takarken farkediyorsun ki
    Kablonun etrafı soyulmuş teller çıkmış napıyorsun kabloyu sarıyorsun ki şarj olsun.
    İşte bizim beynimizde de plakalar var etrafı miyelin tabakası ile çevrili emir komuta zincirinde bilgilerin yada mesajların iletilmesini sağlayan ,buraya kadar anladık mı..
    Kafamı sallıyorum şaşkınlık içinde...
    Şimdi senin plakalar miyelin tabakasını yitirmiş onun için çift görüyorsun onun için denge sağlayamıyorsun ayakta durmak zorlaşıyor...
    Nasıl düzelirim...???
    Tedavi...???
    Neden olmuş ...???
    Sakinleşelim önce kavrayacağız kabul edeceğiz sonra başlayacağız.
    Bu şekilde askerlik yapamazsın heyete girip rapor Alman lazım.
    Sonrası muafiyet belgesi ile askerlik bitti
    Bende bittim...
    Tedaviler ataklar ardı arkası kesilmedi
    Yaşıyormuşum , gün doğmuş gün batmış
    Farkında BİLE değilim...
    Bir oğul var hayata bağlayan birde senin bitip tükenmeyen közün ...
    Sarı sıcak gözyaşları arasında dinler ve kollarını açıp senin sarı çiçeğin bir sana açar bir sana kokar gerisi kurumuş toz toz
    Der matbaacı sarılır ...
    Sonra her gün buluşurlar ayrı oldukları her anda yazışırlar...
    Ama ne yazma sarı sıcakta içini dökercesine dizeleri ağlatır ...
    Matbaacı da özlemini mısra mısra üfler sevdiğinin kulağına...
    Dilimin döndüğü içimin çağladığı ince belli kalemin hükmü...
    Zinhar yürekten kovalamalı hüznün gözyaşlarını...
    Ferman dinlemiyor içimdeki çoçuğun
    Ağlayan sesi...
    Susuz açan kaktüsün yazgısı
    Harlı ateşin közü
    Karartma geceleri
    Umarsız küçüğün sözü
    Mayasız özü
    Korku yayılışa geçer sarar gözü
    Sonbahar giydirir örtü
    Çare-Siz kumar
    Maviden Umar
    Atar eteğindeki taşları
    Akar zındık gözyaşları
    Mesaj atar Sarı sıcak ertesi sabah matbaacı ...
    —Günaydın
    —Günaydınnn mükemmelsin çekirge....
    —Gerçekten mi
    —-Ben umutsuz vaka diye düşünüyorum
    —-yooo gayet başarılı...
    —-Diyorsun
    Hece ölçüsü yok Kİ
    Yani başaramadım
    ——hece olayı başka...
    sen serbest yazıyorsun...
    hece zor bende tam manasıyla yazamıyorum onu...
    Başka bir tane daha yazar sarı sıcak
    ESKİMEYEN EKSİ EKİM
    Vakit Eylül’ün son saniyeleri
    Bir kaç saniye sonrası Ekim
    Ek-si-liş-im
    ESKİ EKİM
    Ne doğru ...
    Eksiğim çookkk
    Eskimeyen eksi Ekim
    Yalansız dosdoğru
    Çokkk eksiğim çoookkk...
    Ortak bir dilde özlemi bağırıp
    ÇIĞIRIMDAN çıkıyorum...
    DUYAR mı...
    Sanmam acıyı büyütüp BÜYÜTÜP Dizelerle saracağım hepsi bu...
    Hepsi buuuu...
    Eksilişler...
    Eskimeyen eski EKİM
    —-Beğendin mi
    —-Hemde çokkkk
    biraz daha da uzayabilir bu şiir küçük dokunuşlarla...
    —-Mesela
    —-onu sen tasarlayacaksın çekirge ——Hımmm
    —-bak mesela zincir kafiye denediğim bi şiir bu...
    Sarı sıcak yazar
    İpin ucu serde
    Un serdim yerde
    Ekim hanım koş
    Sardı beni ateş
    —-Güzel
    —-De ben beceremiyorum
    ——ben çok becerebiliyom da sanki

    ——Sen iyisin
    Hafife alma
    —-/öyle olduğumu söyleye söyleye gaz veriyola...
    ——Ağır bir ünlem işaretisin
    ——Güzel bir benzetme...
    ——Ben de kırık nokta
    ——/nokta kırılınca virgüle döner...
    soluklanmak için...
    ____Nefes alamıyorum
    Soluksuz günü yudumluyorum
    Nefeslen neşelen
    silkin sonbahar hüznünden...
    yudumladığın gün yansın,
    dudaklarının dokunuşuyla...
    dön,
    bak bana...
    gamzelerinde rengarenk çiçekler,
    uçurtmalarla...
    ——Waaaaaawww
    Çok güzel
    Aslında ünlemden başlayıp devam etse konuşmayı şiirleştirsen süper olurdu
    ——olurdu ama ben olurdu...
    ——Sensin zaten Soooonnn şair
    Düşünüyorum
    Bir kere demiştin sonra
    Şiirle her şeyi yaptın sonra
    Sonra
    Çok düşündüm
    Sonrası Son Nefes
    Son nefese kadar son şiiri okumaya devam
    —-şiirin sonuna nokta mı,
    yoksa bir ağır ünlem mi koymalı...?
    —-Ünlemin altında kırık bir nokta
    Ünlemin altında ezilen kırık bir nokta
    Daha doğrusu
    —-ezilmek?
    yücelmeli o kendini kırık hisseden nokta...
    devleşmeli harfleri sesleri sözcükleri...
    isyan ateşi gibi...
    yanmalı barikatlar...
    alev topu sözler
    yakmalı ortalığı...
    sertleşmeli...
    rüzgarlar gibi sert esmeli...
    yakmalı değdiği her harfin yüreğini ki;
    bir daha kimseler bir noktayı kırmaya
    cesaret edememeli...
    —-Sen ne güzel bir ünlemsin
    Kara çarşaflarla bezenmiş sofamı...
    Ebem kuşağından hallice
    Yüreğimdeki prangayı sökercesine...
    Itıra renk katarcasına
    Baharın ayak sesleri
    Adım adım geliyor
    Rengini aldan
    Ala ala geliyor
    —-Bi daha oku...
    —-Hangisini
    —-son yazdığını...
    duygu tamam
    ama bi eksik var sanki...
    —-Hımm kahvaltı yaparken yazdım
    —-afiyet olsunnnn
    —-Çok zorluyorsun yaşlı beynimi çekirge...
    —-Yaşlı beyin
    Akıllıca
    Kafa kağıdı derler eskiler
    Senin kafa kağıdın küçük
    Ergen sivilcesi gibi
    Biliyorsun
    İtiraz edeceğimi
    Ondandır beyne bağlayış
    Akıl küpü ÜNLEMİM.!!!!
    —-susuyorum dinle...
    Sarı sıcak bir yaz güneşi girdi sen girince şu kapıdan...
    Süpürdü saçları hazanın tüm sararmış hüznünü
    bakamadım göz alıcı gülümsemene...
    ama içimde gümbür gümbür,
    gürül gürül çağladı kokun...
    gel otur kıyılarıma,
    ve ruhumun doruklarına dokun...

    KAN/Atsız BİR ÜRKEK SERÇE
    Ömür diyorum ömür
    Bugün mü
    Yarın mı
    Son nefeste
    İçim şehla
    Dışım ebem kuşağı
    Oysa karadan bir kırık NOKTA...
    Belki son nefestir
    Aldığım
    Verdiğim
    Umuda
    kanat taksam Ne YAZAR
    TAKMASAM NE YAZAR...
    Kanatsız bir Ürkek serçeyim
    gören de var
    Görmeyen de
    Duyan da Var
    Duymayan da
    Umurumda mı
    Ne takdir beklerim
    Ne yüceltilmek
    İçimi boşaltıyorum
    Sen ordan isyan de
    Ben buradan direniş
    Son nefese inceden serzeniş
    SARI SICAK
    SON MU...
    Matbaacı boşanamaz
    Sarı sıcak evli bir adamla olamaz
    Aşk yolu bu su akar yolunu bulur...
    Kurgusal değil duygusal...
    Kim bilir belli mi olur
    Belki son nefeste
    Belki son şiirde
    Belki son mısrada
    Buluşurlar...
    Bitti.
    SİBEL KARAGÖZ
  • İNSAN İNSANA KAYIPTIR
    BİRAZDA AYIPTIR


    insan ne çok kaybeder
    zaman anılara, anılar zamana
    çelme takarken
    düşünüyorum
    avuçlarımdan akan
    kum tanelerine dalıp
    samana su katıp
    yanmasını bekliyorum
    oysa pişmiş aşa su katılmaz
    akan suya hendek olunmaz
    kayıp giden zamana
    geri dönüş yolu öğretilmez
    kayıptır
    birazda ayıptır
    ve insan kayıp bürosu değil di
    şişelerce gözyaşı
    kaybolup yitmiş anılar
    anılar içinde debelenen ben
    işte
    insan kan ve kemik
    ruh ve yürek
    hepi topu
    bir kayıp
    yıldız yıldız kayıp
    hiç yaşanmamışlıkla
    yaşanmışlık arasında
    kayıp bir zaman
    seven sevilmeyen arasında
    meczup
    değerle eder arasında
    terazi
    bazen kantarın topuzu kaçar
    kayıplara karışır güven
    zamanın zembereğinden
    düşer anılar
    çivisi çıkmış dünyadan
    ayaklarının dibinden
    silinmeye başlar
    silinir silinir
    çoğalır yitikler
    neticesiz neticesi
    insan insana kayıptır
    birazda ayıptır
    Sibel Karagöz
  • BİR FİSKE HUZUR
    Gökten rahmet düşer
    Dinlerim dalarım hayallere
    Pareler içinde yüreğime
    Bir fiske huzur atılsa
    tuzum şeker olacak...
    Bir fiske huzur...
    Acım baldan tatlı...
    Çok değil ki
    Bir fiske huzur...
    Değer mi
    Ararım yağmur damlalarında
    Fırtınalı şiddetli suretinde
    Karın birbirine değmeyen atışında
    Geçit vermeyen yollarında
    Ararım...
    Huzura bulansam kıskanır
    Çocuk suretinde
    Elma şekerine banmış al al yanakların
    Gamzenin gülü aşkla açar
    Pır pır eder serçe yüreğim
    Engin sema bir kanat
    huzur iki kanat
    Çok değil ki
    Bir fiske huzur ...
    Ömre tad ;cana neşe
    Çok değil ki
    Bir fiske huzur ...
    İliklerime kadar işleyen yağmur
    Beni benden alan
    Kor ;
    bir fiske değseydi
    Huzur Alev Alev
    SİBEL KARAGÖZ
  • PAZAR ‘IN SENFONİK AYRIMI


    orman kollarını çocuk gibi açmış
    nefesimi kucak kucak sarmış
    görüşe çıkmış gibi
    bacaklarım üç yaşında
    hoplaya zıplaya ormanın
    yolunu deviriyor
    kuşlar şakıyor
    köpekler havlıyor
    gün doğumu aldırış etmeden
    gözümü açıyor
    sanki dünya gözüme doğuyor
    doğdukça ışığını fener yaptıkça
    insanlar görüyorum
    öbekli göbekli
    mutluluğu almışlarda
    gözlerinden ellerine
    ellerinden piti kareli masa örtüsüne
    bardaklara tabaklara
    semaverden damlayan dillerine ,
    yeni doğmuş ağızlarca
    rakseden neşeli seslerin içine
    koymuşlar
    gözlerim doldu
    ayaklarım boşaldı
    yitirdiğim eksiklerim
    ardımda sarı bir
    fotoğraf karesi oldu da kaldı
    düş’e düş’e
    düşünceler arasında
    yol
    ayağımın altında
    zamanın gerisinde
    tükendi,
    ayrım yada ayrımlar
    göz göz pencereler açtı
    düşünce söze ,söz göze kaçtı
    çapaklan konuştu;
    ormanın derinliği kuş istilasında
    pazarın derinliği ayininde
    senfonisi ayrımda
    kaldı dedi
    derin derin soluyarak
    üstelik pazar pazar...
    Sibel Karagöz
  • AHHH BİR TANESİ GERÇEK OLSA OLSA
    Kitaplar arası gönül yarası...
    Yokluğu ayaz
    Varlığı ateş
    Savrulur külüm
    Ayazın soğumuş
    Yalnızlığında...
    Her doğan günle umutta
    Elini sallıyor
    Çamaşır ipine diziliyor
    Mandalsız...
    Bakıyorum sessizliği bölercesine
    Neşeyle ayaklanıyorlar
    Terlik papuç ister gibi...
    Ahhh bir tanesi gerçek olsa
    Umudun kuruyan dalları yeşerecek...
    Ahhh bir tanesi
    Olsa
    Olsa...
    Huzur taht kuracak
    Atmayan kalbime...
    Ömür utanacak harcanmış yıllardan...
    Solmuş 🥀 gülden
    Ahhh bir tanesi olsa
    Olsa...
    SİBEL KARAGÖZ
  • FİLİZİMİZ YEŞİL

    yeşildik ,
    hiç eylülü
    çatlak dudaklarından
    öpmemiş gibi ,
    yeşildik ,
    her doğan güne bal tutar
    savrulup duran dala el verir
    yıkılıp kırılan bağa çivili baş verir
    yeşildik ,
    güne bakan gibi
    darılara üşüşen kargalar gibi
    toprağa düşen çimen gibi
    yeşildik,
    hiç yaralarımız konuşmaz gibi
    hiç eksilmemiş
    hiç ölmemiş gibi
    filizlenirdik
    yeşildik,
    dallarımızdan urganlar iner
    kimi salıncak yapar
    kimi dertlerini uyutur
    kimi yaraların ninnisini üfler
    yeşildik,
    eksiğimiz
    dökülmüş yaprakta
    kırılmış dalda
    kökümüz eylül de kaldı
    Sibel Karagöz
  • İÇİM İÇİMDEN GİTTİ

    sözler harflere dolandı
    düğümler attı boğazıma
    vakit gece
    gök zifiri karanlık
    içimin deryaları dalgalandı
    ben rüzgarıma kulaç attım
    her atış
    bir pembesi hayal bulutu
    üfledi evrene
    sema karayla toz bulutu
    arasında griye çaldı
    sanki içimi benden aldı
    azar azar
    nefesin soluğunda
    ay’ın dolunayında
    tüy gibi hafif
    yaprak gibi naif
    gölgemin gölgesi
    yol aldı yanımdan
    uzaklaştıkça gözlerim seyirdi
    bir his belirdi içimde
    giden kimdi
    ne eli elim
    ne dili dilim
    ne gözleri gözüm
    yaban bir vatan’daş
    hiç tanımadığım bir uyruk
    başka bambaşka
    topraklarım
    kendime bile yaban
    öyle dışardan baktım kendime
    o’da ardında bırakıp gitti
    tüm sevdiklerim gibi
    içim içimden buhar oldu
    gitti...
    Sibel Karagöz
Yönetici
Üniversite
84 okur puanı
24 Nis 21:20 tarihinde katıldı.
2020
9/50
18%
9 kitap
2.582 sayfa
2 günde 1 kitap okumalı.

Okuduğu kitaplar 35 kitap

  • İçimizdeki Şeytan
  • Kuşlar da Gitti
  • Polikuşka
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
  • Bin Muhteşem Güneş
  • Uçurtma Avcısı
  • Satranç
  • Yeraltından Notlar
  • Şeker Portakalı
  • İnci

Okuyacağı kitaplar 3 kitap

  • Livaneli'nin Penceresinden
  • Orta Zekâlılar Cenneti
  • Rüzgarlar Hep Gençtir

Kütüphanesindekiler 34 kitap

  • İçimizdeki Şeytan
  • Kuşlar da Gitti
  • Polikuşka
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
  • Bin Muhteşem Güneş
  • Uçurtma Avcısı
  • Satranç
  • Tutunamayanlar
  • Yeraltından Notlar
  • Şeker Portakalı

Beğendiği kitaplar 33 kitap

  • İçimizdeki Şeytan
  • Kuşlar da Gitti
  • Polikuşka
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
  • Bin Muhteşem Güneş
  • Uçurtma Avcısı
  • Satranç
  • Tutunamayanlar
  • Yeraltından Notlar
  • Şeker Portakalı
Okur takip önerileri
Daha fazla