Sibel Karagöz

SOLUĞUMDA TISLAYAN GAMLAR güzlerde büyüttüğümüz solumuzda nefeslendirip yeşertip yeşertip hüzün hasat ettiğimiz gamlar ateşi ciğerden dumanı gözden akar hep bir sistir göze inen hep bir buğudur uzaklar gidilmez yollar çıkılmaz sokaklar doğmayan günler hep bir gece hep bir karanlık gamlar hırpalayıp hırpalayıp sol’uğumda tıslayan gamlar yılanın öldüğü gamında söndüğü gün olsun adı kavuşmak olsun Sibel Karagöz
Şiir
Reklam
Sıradan bir tarih değildir, 2 Temmuz. Sivas Katliamı'nı unutma, unutturma! * * * Otelin adı, yaylalarda açan çiçekti, Madımak'tı. Otelin içindekilerse ülkenin yazarları, şairleri, araştırmacıları, ozanları, karikatürcüleri, tiyatrocuları, semahçıları... 8 saat süren bekleyişin sonunda bir kibrit çakıldı. 35 eli kolu bağlı insan alev alev can verdi. Tarih: 2 Temmuz 1993. Gün: Cuma. Yer: Sivas'tı. * * * “İçinden merdiven geçen şiirler vardır. İçinden merdiven geçen meydanlar, sokaklar vardır. Dışarıdaki merdivenleriyle dünyaya açılan büyük istasyonlar vardır. İçinden merdiven geçen ölümlerimiz var... 2 Temmuz 93’ten, Sivas’tan, Madımak’tan tanıdığımız merdivenler var. Üç şair oturuyor: “Şiir insanları sevmeye yarar” diyen Metin Altıok... “Denize İnen Merdiven”in şairi Behçet Aysan... Muhtemelen o gün o merdivende, “...öldüğümde / doğduğum yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / işte böyle yeniyorum” diye yazan Uğur Kaynar... (...) O yıllarda merdivende oturan şair görmemiştim hiç. Benim bildiğim şairler bir çalışma masasının başında otururlardı. O olmadı bir rakı masasında. O da olmadı bir köy evinin penceresine dayarlardı dirseklerini. O da mı değil? Öyleyse muhakkak mürekkebi bitmek üzere olan bir kalemle küçük bir kâğıda dizelerini karalarlardı... (...) Bir gün o fotoğrafı gördüm. Yeşil halılarla kaplanmış ahşap merdivenler. Bir şair elinde bir süpürge tutarken; bir şair elini çenesine dayamış, uzak olmayan bir “geleceğe” bakarken; bir şair çıkarılacak yangının yüreksizliğinden habersiz, önünde bir yangın tüpüyle o merdivenlerde otururken bir dünya yıkıldı. Bu karenin dışında bir yerde Asım Bezirci, bir elbise askısının “sivri” ucuna güvenip kendini onunla savunmayı kurgularken bir dünya yıkıldı... Kendini böylece savunmaya kalkmak bir çocuğun
ÇİFT KANAT TEK SON akar hayat denen silsile belki bir silkiniş belki bir doğruluş her nakavt bir doğuş bakın ölmedim öldüremediniz gülüşüdür gamzelerde cıvıl cıvıl ötüşler belki o ötüşlerdir düş’ üp düş’ üp kalkıp bebe adımları koşturuşumuz filmin sonu bellidir belki bininci keredir anlayışımız belki sonsuz kılışımızdır yenilgiyi belki bir umut yongasıdır kanatlarımıza konan her düş’ üşte kopmayıp yedi verendi belki çaresizlikti savruluşumuz devrilip devrilip batmayışımız
Şiir
BESLEME beslemeydi yüreğim açlık hükümran öyle böyle değil ekmek değil aş değil su değil elit çikolatalar bal şerbet hiç değil sevgi açlığıydı yüreğimin açlığı gerçek bir sevgi toprağından sökülüp atılan fide gibi kıyıda kenarda yaşama tutunup hasadı yürek payesi olan sevgi beslemeydi işte yüreğim biraz ezik biraz köylü masumiyetti belki para etmeyen ye kürküm ye dedirtmeyen belki çulsuz oluşumuz altımızda ki kilimden değil
Şiir
SAF KAN YILKILAR ben halen bembeyaz saf,tertemiz türküler gibi mayalarım seni ilk günkü gibi kör aşığım sorma ne vakittir sonsuz derim susarsın kilitsiz susarsın gözlerinin içine mahpus bir çapaktım dokunmadığın sen halen nankör kedi ayaklarımda prangasız zincirlerin sallanır ardım sıra şakır şakır şakırdatarak izlerini taşıyan boş çerçevelere kitlenirim açkısı yok açanı yok umarsız göğe dalarım balıklama dakikaları yelkovanın elinden alır da ezberimde ki soluk resminden günler doğurup günler batırırım adın geçince bir filmin
Şiir
Reklam