İşte bu yüzden, Winnicott, çocuk, yatağının altında bir ayı olduğunu söylediğinde onunla birlikte ayıyla karşılaşmamıza "paylaşılan illüzyon" (shared illusion) demezdi. Winnicott buna benzer senaryoları "paylaşılan gerçeklik" (shared reality) adı altında inceler. Çocuğun yarattığı ayı ya da yetişkinin yarattığı film, roman, Freud'un iddia ettiği gibi "gerçeklikten kaçış" değildir. Tersine, gerçeklikle karşılaşabilme cesaretidir. Gerçekten yaratılmış, yani canlı bir romanı okuduğumuzda, canlı bir filmi izlediğimizde, canlı bir tabloya baktığımızda iç gerçekliklerle ve içimizdeki gerçekliklerle karşı karşıya geliriz.