Bu kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu fakat daha dün onun hakkında bir podcast dinledim ve modern hayata da hitap eden fikirleri ve çağının ötesinde derin bir ana fikri olduğunu düşündüm. Sadece bu kitap hakkında değil, aynı zamanda genel bir insanın iç dünyasının karmaşıklığı ve anlaşılmazlığı üzerine düşündüm. Kısa bir deneme de yazdım bu konuda. Tabii ki şu anda okuduğum ‘Quo Vadis?’ İsimli kitap da bu düşüncelerimi etkileyen ve şekillendiren bir unsur oldu. Bana göre insanın iç dünyasını okumak ve üzerine düşünmek, bu tabii ki genel bir yargı her yazarın ve kitabın farklı insanları ve iç dünyaları var fakat bazı yazarlar bu iç çelişkileri ve çatışmaları, insanı insan ya da başka bir varlık haline getiren düşünceleri çok harika bir dille kaleme alıyor, demem o ki benim fikrimce bir insanı okumak onu yazmaktan daha ilgi çekici ve anlaşılabilir empati kurulabilir hatta kendimizden parçalar bulabiliriz onda.
Ben kendim için yazılar yazmayı ve bir günlük tutmayı seviyorum ve şunu fark ettim, çok sayıda hikaye kısımları veya tamamlanmamış hikaye yazdım. Bunların hepsi de sıradan hayatları olmayan insanlar hakkındaydı. Fakat geçen gün aklıma kendi yaşadığım bir deneyim ve bunu sembolik bir anlamda sıradan bir hayatla bağdaştırabileceğimi ve burdan yola çıkarak sıradan olan hayatları da aydınlatabileceğim bir deneyimi kaleme almak istedim. Bunu henüz yapmadım çünkü hala şu kanıdayım, sıradan bir hayatı kaleme almak başladım mı duramayacağım bir iç dünya silsilesi. Çünkü eğer sıradan bir hayatı kaleme alırsam bu hayat hiç şüphesiz benim hayatıma benzeyecek çünkü nihayetinde kendimden daha iyi ve daha yanlış tanıdığım hiç kimse yok.
Frankenstein ya da Modern Prometheus konusundaki düşüncelerime gelirse, kitaba sevgim çok farklı ve ayrı. Mary Shelley gerçekten çok sevdiğim ve