Vahdettin, eski Şeyhülislâm Mustafa Sabri ve çevresi, kurdukları «Selahiye Tarikatı» yoluyla, Şeyh Sait isyanının patlak vermesinde etkili olurlar. İsyan, Padişah’ı geri getirme amacını güder.
Gösteriş düşkünü yeni zengin servetinden emin değildir, yıllanmış servetlerin ağırbaşlılığı ve soyluluğu yoktur onda, en ufak bir toplumsal kımıldama telaşa düşmesine, ortalığı velveleye vermesine yeter; bu bakımdan, otoriter rejimlerin, irili ufaklı faşizmlerin baş destekleyicisi bu kof ve nam düşkünü çevrelerdir. Faşizmlerin tantana, tören ve saltanat düşkünlüğünü göz önüne alırsanız, gelişmekte olan ülkelerde nasıl ham bir burjuvazinin siyasal ifadesi (expression) olduğunu büsbütün anlarsınız.
Görgüsüzlük, yoksulumsu bir yaşantıdan geniş yaşantıya geçişle kendini gösteriyor ki, bu, soyluluk yerine paranın ölçüt olmaya başladığı dönemlere vergi bir hastalık: Türk karikatür sanatında «hacıağa» tipi ve terimi ne zaman belirmiştir ki hatırlasanıza: ikinci dünya savaşı karaborsasında semirmiş esnafın ve kasaba ağasının burjuvalığa özendiği dönemde!
Gösteriş merakı, gerçekte, maddi ya da manevi eski yoksullukların dışa vuruşudur. Kim ki adının ille ortalarda dolaşmasını, resimlerinin boy boy dergilerde görünmesini, yaptığı “jestlerin” olur olmaz her yerde anılmasını istiyor, geçmişinde yaşanmış bir yetersizliğin acısı içindedir: ya soyu sopuyla büyük parasızlıklardan gelmektedir, ya da kişisel olarak bilmem ne tür bir aşağılık kompleksinin etkisi altındadır.
Şu halde gazeteler kendi kendilerini sansür etmişler, kimsenin yasaklamadığı bir haberden, okurlarını yoksun bırakmışlardı. Bu, benzer olaylardan ancak bir tanesi. Bir de başka tür olanları vardır: Bugün bütün Türkiye'yi ilgilendiren çok önemli olay mı olmuş, ertesi gün gazetelerden önemli bir bölüğünde bir de bakıyorsunuz, baş köşeleri memleketin kaderiyle ilgisi olmayan yavan bir takım haberler ve resimler tutmuş, günün önemli haberi bir köşeye tek sütuna sıkıştırılmış. İlk işaret ettiğim olay, gazetenin kendi kendini sakatlamasıysa, bu ikincisi okurunu sakatlaması: dikkatini dağıtıyor, yer değerlendirmesi ve sayfa düzeni “numaralarıyla" asıl önemliyi önemsiz gösterip, önemsizi şişiriyor.