Dinler, dinler olmak haysiyetiyle gittikçe siyâsî ehemmiyetlerini, kuvvetlerini kaybediyor, sosyal olmaktan ziyâde şahsîleşiyor, toplumlarda vicdân serbestîsi, dînlerin birliği yerine kaim oluyor, dinler toplumların işlerinin düzenleyicisi olmaktan vazgeçerek kalblerin rehberliği ve mürşidliğini üstleniyor. Ancak yaradan ile yaradılan arasındaki vicdânî râbıta hâline geçiyor. Bu yüzden dinler ancak ırklarla birleşerek, ırklara yardımcı ve hattâ hizmetçi olarak siyâsî ve sosyal ehemmiyetini muhâfaza edebiliyor.
"Karşılıklı birbirini aldatmalarına rağmen, tuhaf bir şekilde kimsenin yara almadığı, birbirini aldattığının farkında bile değilmiş gibi görünen bu berrak, neşeli ve hatta yüce 'karşılıklı aldatmaca' örnekleri insan yaşamının asıl cevheriydi."
"İnsanlardan korkuyor olmama rağmen, onları bir türlü terk edemiyordum. İşte bu yüzden, 'palyaçoluk' vasıtasıyla onlarla aramdaki son bağı koruyabildim."
"İnsanlar arasında yaşamanın ne demek olduğunu hiçbir zaman anlayamadım."
"Benim için 'insanlar' denen şey, hâlâ açıklığa kavuşmamış, korkunç bir bilmece olarak kalmıştır."