Bu nerede basıldığı bilinmeyen, hatta hiç elinize geçmeyen, fakat sizden başka herkesin okuduğu ve her ağzın beraberce size naklettiği bir gazeteye benziyordu. Öyle ki aynı fıkrayı, herkesin adeta zaruri olarak günde birkaç defa birbirine rastladığı bu şehirde, bir saat içinde yirmi kişi birden size anlatabilirdi.
Tüm bu hayal kırıklıklarını ve bu kırıkları ayaklarımıza batırmadan nasıl yürüyebileceğimizi düşünürken, biraz daha gerçekçi olmamız gerektiği fikri geliyor aklıma.Ütopik beklentileri, gerçekleşebilen beklentiler ile değiş tokuş ederek yaşamak gerek belki de... Hayalleri esnetilebilen türden seçmek ve olanıyla yetinebilme.. Böylesi daha az yorar belki de. Ne dersiniz?