Yalnızlık, şüphe, tereddüt ve yalan...
Tanzimat döneminin romantizmi, serveti Fünun döneminin melankolizmi ile birleşip bir de Peyami Safa'nın ruh tahlilleri ve felsefi fikirleri eklenince bu eşsiz eser ortaya çıkmıştır.
Yapı bakımından roman, olay örgüsünü anlamayı kolaylaştırmak amacıyla 3 ana bölümün içerisinde birçok alt bölümden oluşmaktadır. Bölümler birbirlerinden çok farklı bir kurguya sahip değildir. Çoğu zaman iki bölüm birbirinin devamı niteliğindedir. Bölümlendirme, okuyucunun okuduğu bölümdeki olaydan sonra bir duraklama yapması, kurguyu kafasında canlandırması, yazılan yazıları tam olarak zihnine işlemesi için bir kolaylaştırma tekniğidir diyebilirim.
Eseri roman kategorilerinden düşünce romanları sınıfında ele almak gerekir. Peyami Safa romanını bir düşünce üzerine kurgulanmış, figürlerini o düşüncenin taşıyıcıları, temsilcileri olarak donatmıştır. Söz konusu düşünce kutupluluk(zıtlık) düşüncesidir. Karakter seçimlerini de bu doğrultuda yapmıştır. En başta Samim ve Besim birbirine karşıt görüşlerin temsilcileridir. Besim maddeci dünya görüşüne sahiptir. Olaylara yaklaşımı da bu doğrultudadır. Genelde midesini düşünen ve manevi yönden kendine ve çevresine karşı sorumsuz, anı yaşayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Samim ise maneviyatçı yönü ağır basan, aşka dair yaklaşımı ve beklentisi çok daha kutsal olan bir karakterdir. Samim'in kendisini aldatan Meral'e karşı hâlâ bir şeyler hissetmesi üzerine Besim, platonik aşkı kızarmış tavuğa benzetip payına düşeni yemelisin, sen yemessen başkası yer, sen ne yiyor ne de yedirtiyorsun diyerek abisine sitem etmektedir.
Samim ise Besim ile olan münakaşalarının birinde Cinsi olmayan bir aşk bize benliğimizi aşmayı ve sevgilinin şahsiyeti ile yükselmeyi ifade eder der.
Romanda vaka zamanı İkinci Dünya Savaşı