Talha Turhan

Talha Turhan
@Talha_Turhan
Suskunlar Hakkında
8/10
·269 syf.··
2025 43. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2025 09:10
İhsan Oktay Anar Romanda toplumun hemen hemen her kesiminden seçilen renkli karakterleriyle, kullanılan anlatım teknikleriyle, musiki ve tasavvufi konularını dini ve tarihi anlatımıyla 17. Yy İstanbul sokaklarında zamanlar arası geçiş tekniğiyle postmodernizmin en ince özelliklerini kullanarak bizlere adeta bir resim çizmiş. Resim diyorum çünkü ben okurken o sokaklarda dolaştım; Eflatunu, Kalın Musayı , Davut’u resmen birköşeden izledim diyebilirim. Roman 3 ana bölümden oluşmaktadır. Yegah, Dügah ve Segah. Birinci bölüm yani Yegahta ana olay ve ana karakterler etrafında birçok öykücük ve birçok karakter romana dahil oluyor. Kitabın ilk bölümünde okur biraz yorucu bir anlatım ile karşılaşacaktır. Zaten yazarın kullandığı Jargonu, eğer daha önce kendisini okumadıysanız kesinlikle sizin için yorucu bulabilirsiniz. Dügah bölümünde ise olayların anlaşılırlığı artıyor. Öte yandan az önce bahsettiğim bu küçük öykücüklerin bağlantısı ve karakterlerin birbirleri ile olan bağlantıları hakkında fikir sahibi olsak da tam bir çıkarım yapılamıyor dolayısıyla merak uyandıran bu bölümde metin daha akıcı bir hal alıyor. Son bölüm olan Segahda ise tam bir düğüm çözümü görmekteyiz. Ana olay etrafımda oluşan onlarca öykücük ve karakter işişkisi çözüme kavuşuyor dolayısıyla sonlara doğru elden düşürmek istemeyeceğiniz türden bir akıcılık görüyoruz. Dil ve Anlatım özellikleri açısından Yazarın tüm romanlarında ayrı bir “dil havuzu” olışturduğunu biliyoruz burada da özellikle musiki ve tasavvuf alanları ile alakalı yine bir “dil havuzu” görmekteyiz. Romanın başlarında ağır bir dil var gibi görünse de bu durum yazarın kullandığı dil havuzu ile alakalı. Zamanla anlaşılırlık ve akcılık artıyor. Yine yazarın ciddi konulardan bahsederken bile komik ve gülünç unsurlar kullanması metnin dilini
Edebiyat & Roman
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İyilikten Maraz Doğar
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2025 17:55
Yazar bu eserinde sadece iki karakter arasındaki ilişkiden yola çıkarak yüzleşmekten korktuğumuz kötülük kavramını oldukça tedirgin edici bir biçimde bizlerle baş başa bırakıyor. Bitirdikten çok sonra bile hakkında uzun uzun düşünmeye devam edilebilecek kısa ama son derece çarpıcı bir roman diyebilirim. “Kralın Laneti” kavramının, aslında kitapta çokça değinilen Tüberküloz hastalığının adı olduğunu, yazar ana karakter Joseph aracılığı ile bize aktarıyor. Hem annesinin hem de babasının bu hastalıktan öldüğünü biliyoruz. On sekizinci yüzyıla kadar İngiltere’de bu hastalığın kralın bir dokunuşuyla iyileşebildiğine inanılıyormuş. Joseph bu olayı Hristiyanlıktaki tanrısal inayet ve bağışlayıcılığı ifade eden bir metafor olarak düşünüyor ve bu hastalığı kralın işlediği veya işlenmesine izin verdiği bir günah olarak yorumluyor. Ona göre tanrısal bir güce sahip kralın yönettiği ülkede birilerinin bu hastalıktan ölmesinin tek sorumlusu kraldır. Joseph tüberkülozun yayılış şeklinden yola çıkarak kötülüğün yayılış şekliyle bağlantı kurmaya başlıyor. Bu düşünceyle bizzat işlemiş olduğu cinayetteki rolünü edilgen duruma getirmeye çalıştığını ve bu sayede de suçluluk duygusunu hafifletmeye çabaladığını düşünülebiliriz. Ayrıca eserde zaman kavramını daha çok mevsimlerle bize gösteren yazar, mevsimleri de tabiattaki değişimleriyle gözler önüne sererken aynı zamanda da karakterlerin de ruh hallerinin değiştiğini görmekteyiz. Örneğin bahar aylarında her şeyin daha güzel bir şekilde ilerlediğini görürken kış aylarında romandaki gerilim tırmanıyor. Mekan olarak ise olaylar daha çok Josephin köydeki evinde geçmekte. Az da olsa yol, orman ve diğer karakterlerin evi de mekan unsurları arasında geçmekte. Bu arada şunu belirtmeliyim ki mekan tasvir biraz zayıf kalmış ya da kişi betimlemeleri
Edebiyat & Roman
Kralın LanetiWill Heinrich · Jaguar Kitap · 20241,826 okunma
Yalnızım Yine Yalnız
8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2022 13:42
Yalnızlık, şüphe, tereddüt ve yalan... Tanzimat döneminin romantizmi, serveti Fünun döneminin melankolizmi ile birleşip bir de Peyami Safa'nın ruh tahlilleri ve felsefi fikirleri eklenince bu eşsiz eser ortaya çıkmıştır. Yapı bakımından roman, olay örgüsünü anlamayı kolaylaştırmak amacıyla 3 ana bölümün içerisinde birçok alt bölümden oluşmaktadır. Bölümler birbirlerinden çok farklı bir kurguya sahip değildir. Çoğu zaman iki bölüm birbirinin devamı niteliğindedir. Bölümlendirme, okuyucunun okuduğu bölümdeki olaydan sonra bir duraklama yapması, kurguyu kafasında canlandırması, yazılan yazıları tam olarak zihnine işlemesi için bir kolaylaştırma tekniğidir diyebilirim. Eseri roman kategorilerinden düşünce romanları sınıfında ele almak gerekir. Peyami Safa romanını bir düşünce üzerine kurgulanmış, figürlerini o düşüncenin taşıyıcıları, temsilcileri olarak donatmıştır. Söz konusu düşünce kutupluluk(zıtlık) düşüncesidir. Karakter seçimlerini de bu doğrultuda yapmıştır. En başta Samim ve Besim birbirine karşıt görüşlerin temsilcileridir. Besim maddeci dünya görüşüne sahiptir. Olaylara yaklaşımı da bu doğrultudadır. Genelde midesini düşünen ve manevi yönden kendine ve çevresine karşı sorumsuz, anı yaşayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Samim ise maneviyatçı yönü ağır basan, aşka dair yaklaşımı ve beklentisi çok daha kutsal olan bir karakterdir. Samim'in kendisini aldatan Meral'e karşı hâlâ bir şeyler hissetmesi üzerine Besim, platonik aşkı kızarmış tavuğa benzetip payına düşeni yemelisin, sen yemessen başkası yer, sen ne yiyor ne de yedirtiyorsun diyerek abisine sitem etmektedir. Samim ise Besim ile olan münakaşalarının birinde Cinsi olmayan bir aşk bize benliğimizi aşmayı ve sevgilinin şahsiyeti ile yükselmeyi ifade eder der. Romanda vaka zamanı İkinci Dünya Savaşı
Düşünce
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,3bin okunma
Amat , kendini arayan varlık...
10/10
·235 syf.··
Beğendi
·
2021 16. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2021 21:09
Yazarın farklı kitaplarını okuduktan sonra bu eseri okudum iyi ki de öyle yapmışım. Çünkü bu eseri daha iyi anlamamı sağladı. Mümkün mertebe spoiler vermemeye çalışsamda teknik bir inceleme olduğu için biraz içerir. Eserde iyilik ve kötülüğü temsil eden insan ile şeytanın çatışması söz konusudur. Bu çatışma sonsuz bir döngüsellikle karşımıza çıkıyor. Diyavol Paşa- Kırbaç Süleyman ve kısmen de Kırbaç Süleyman- Ali Reis arasında geçen çatışmalar söz konusudur. Öte yandan eser sembolik bir roman olarak karşımıza cikiyor. Kendine günahkarlar ordusu kurmak isteyen Diyavol Paşa, Nuh usta isimli marangoza meşe ağaçlarından bir gemi yaptırmış, geminin tüm mürettebatını yalnızca günahkarlardan seçmiştir. Gemiye sonradan giren yegane karakter Kırbaç Süleyman’dır ki bu “ilahi düzenin bozulması” olarak belirtilmiştir. Amat, denizcilerce lanetli olarak addedilen Salı günü sefere çıkmış ve yolculuğu boyunca pekçok olağandışı olay yaşamıştır. Yaşanan bu olağandışı olaylar mürettebatın ve okuyucuların Amat’ın sıradan bir gemi olmadığını fark etmesine ve sorgulamasına sebep olmuş, en nihayetinde Amat’ın gönderine kara sancak çekerek iki Osmanlı fırkateynini batırması eserde belirsiz olan zaman mefhumunun yeni bir döngüsellikte incelenmesine, ölüm ve ölümsüzlük üzerine felsefi bir yaklaşıma olanak tanımıştır. Anar gerçekte Felsefe profesörü olarak ege üniversitesinde eğitim vermektedir. Diğer eserlerinde olduğu gibi Amat'ta da bunun emareleri açıkça görülmektedir. Ölüm ve ölümsüzlük buna ek olarak da gerçeklik kavramları felsefik açıdan sorgulanmıştır. Kur’an, Tevrat ve İncil’de geçen olaylar kimi zaman alıntılarla kimi zaman ise bu parodileştirilmiş kurguyla esere işlenmesi de Anar'in bu eser içinde büyük bir araştırma yaptığını ya da gerçekten de kutsal kitaplarla ilgili çok büyük bir
Edebiyat
Amatİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 20256,9bin okunma