Sessiz yolculuklara çıkıyorum.
Sadece kitap alıntıları ve kitaplar üzerine paylaşım yapanları takip ediyorum.
Paylaşımlarım kendime bir not niteliği taşımaktadır. Kitap dostlarına da faydası olursa tabiki şahsımı mutlu eder.
Zamanımızın görünmez salgını, ne bedende ne de kanda aranıyor; dilde ve zihinde gizleniyor: şikâyet hastalığı. İnsan, bir damla gölge düşse yoluna, sanki bütün hayatı kararmış gibi yakınmaya başlıyor. Sanki dünya, onun huzuru için kusursuz olmak zorundaymış gibi…
Oysa şikâyet, bizi güçlendirmez; bilakis içimizdeki enerjiyi tüketir. Söyledikçe büyüyen, büyüdükçe daha da kök salan bir alışkanlık olur. Bir bakarız ki, günün güzelliğini görmez, hayatın armağanını fark etmez hale gelmişiz.
Belki de susmayı, hatta şükretmeyi unuttuğumuz için bu kadar yorgunuz. Çünkü şikâyet, ruhu zincirler; ama şükür, aynı ruhu özgür bırakır. Sorunları görmek insana düşer; fakat onları büyütmek değil, çözümün parçası olmak asıl erdemdir.
Ve belki de asıl soru şudur: Biz mi şikâyet ediyoruz hayattan, yoksa hayat mı bizden şikâyetçi?
"De ki: 'Ey Yahudi akidesini benimseyenler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz haydi ölümü isteyin!' Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler." Ayette de belirtildiği gibi Yahudiler Allah'ın dostu olduklarını iddia ettiler. Oysa dostun dostuna kavuşmayı isteyeceği bilinen bir şeydir. Bunun yanında, Yahudilerin, dostlarına kavuşmalarına vesile olacak olan ölümü istemedikleri de bilinen bir şeydir. Şu halde, bu durum zorunlu olarak gösteriyor ki, Yahudiler Allah'ın dostları değillerdir. Ölçünün tam ifadesi şöyledir: "Her dost, dostuna kavuşmayı ister. Yahudi Allah'a kavuşmayı istemez. Şu halde, Yahudi Allah'ın dostu değildir."
Özgürlük aynı zamanda, korkuyla birlikte yaşamak, korkmak ama yine de yoluna devam etmek demektir. İnsan korkuya yenildiği zaman, eyleme geçmekten ve hayallerinin peşinde koşmaktan korktuğu zaman, özgürlüğünü yitirir. Korkmak normaldir. Ama korkuya teslim olmak, düşünmekten ve soru sormaktan vazgeçmek zorunda değiliz. Ölümü ya da tehlikeyi hatırlamak, özgürlüğümüzü hatırlamak demektir. Bu özgürlüğü kullandığımızı, özgür olma işiyle uğraştığımızı bilmek demektir. Bunun dışındaki her türlü duygu, sahte bir güven duygusudur.