Geri geri giden bir trenin içinde ileriye doğru gitmek neye yarar?
Ölümün mutlak bir son olduğu ve bu mutlak sonun karşısında var oluş dürtülerinin hazin mücadelesinde, yaşamla son ana kadar kaynaşmaya çalışan var olma istencinin karanlık labirentinde dolanır durur Ivan İlyiç.
Tedavisi olmayan müzmin bir hastalığa yakalandığında, sosyal statüsü, mesleki başarısı ve sosyete bir ortamda yıldız gibi parlayan yaşantısı ile ölüm düşüncesinden ne kadar çok uzaklaştığını fark eder Ivan İlyiç. Ölümlü olduğunu bilse de öleceğini kabul etmez. Çünkü yapılacak daha çok iş, bekleyen mahkeme kararları ve azarlanacak memurlar vardır Ivan İlyiç'in hayatında.
Ancak hastalığının belli bir noktasında Ivan artık yakında öleceğini inkar edemez. Bu farkındalıkla birlikte yaptığı hiçbir şeyin onu kaderinden kurtaramayacağını anlar. Ölmekten başka hiçbir şey kalmadığını düşünür. Hayatını alaycı bir şekilde gözden geçirir. Güç, statü ve kariyer gibi önemsiz konulara odaklanarak hayatını boşa harcadığını fark eder. Bu da, daha önce değer verdiği yüzeysel şeyler değilse, aslında neyin önemli olduğunu bilmek isteyerek, hayatın tüm anlamını sorgulamasına neden olur. Dahası, hastalığı boyunca katlandığı acı dolu ızdırabın amacını sorgular ve "Neden bütün bu dehşet? Bunun sebebi ne?" diye sorar. Ivan'ın bu anda tam olarak kime hitap ettiğini düşünmek için biraz duralım. Çünkü, "Durmak anlamaktır."
[ İNGİLİZCE "UNDERSTANDİNG", anlamak ve Durmak fiillerini içerir."]
IVAN İLYİÇ, sürekli atomize olmuş bir performans öznesi olduğu için, durmak ve kendi yaşadığı hayat hakkında düşünmek aklına dahi gelmemiştir.
Dine hiç ilgi göstermemiş olsa da, varoluşsal soruları Tanrı'ya veya en azından yaşam ve ölüm hakkında her şeyi bilen bir anlayışa sahip bir şeye yöneltilmiş gibi görünür ve nihayetinde ölüm