"Ezen ulusun ayrıcalıklarına ve zulmüne karşı savaşırız, ama ezilen ulusun burjuvazisi, kendi öz burjuva milliyetçiliğinin çıkarlarını savunuyorsa, biz ona karşıyız, destek olmayız."
"Sen? Bana ekmek veriyorsun ha? Sen kimsin de bana ekmek vereceksin? Çalışıyorum ben, alnımın teriyle kazanıyorum onu...
Bana ekmek veriyormuş. Ben çalışmayım da sen bana ekmek ver.
Ulan siz değil ekmek, günahınızı bile vermezsiniz bedavadan!"
Kendimizi tanırız; ama bütün çabalarımıza karşın gene de tanımıyoruzdur. Öbür insanları tanırız, ama tanıyamayız da onları, çünkü nesne değilizdir, karşımızdakiler de birer nesne değildir. Varlığımızın ya da başka birisinin varlığının ne denli derinine inersek, bilgi'nin son amacı bizden o denli uzaklaşır. Gene de insan ruhunun gizine ermeyi, "o" dediğimiz en iç öze varmayı istemekten kendimizi alamayız.
Eşitlik, hiç kimsenin, başka birisinin amaçları için araç olmaması anlamına geliyordu. Bütün insanlar birbirleri için amaç, yalnızca amaç oldukları sürece vardı eşitlik, araç oldukları zaman değil.