Kedi
kimsenin zevkine karışılmaz, kedileri ille herkes sevsin demeyeceğim; ama ben, kedi sevmeyenlerle anlaşamam. "kiminle anlaşırsın ki!" diyeceksiniz. o da yalan değil: bu yaşa geldim, büyüğü ile de, küçüğü ile de çekişmeyi bir türlü bırakamadım. artık etmeyeyim, insanın yaşarsa arıyacak, ölürse rahmetle anacak eşi dostu, gücendirmediği, kırmadığı birkaç kimsesi bulunmalı diyorum, olmuyor. öyle dediğimin ertesi günü, ne ertesi günü? yarım saat sonra, en canciğer dostumla bir çekişme, bir kavga, aramızda kan davası varmış gibi düşman oluyorum. bakıyorum, arkadaşlarım geçimsiz insanlar değil, birbirleriyle dargınlık, küskünlük çıkardıkları yok, her dedikleri bir olmasa bile o ayrılıkları gözlerinde büyütmüyorlar. tek tatsızlık çıkmasın diye birbirleri uğrunda en köklü sandığımız düşüncelerini feda ettikleri de oluyor. iyi ediyorlar: dünyada düşünce çok, değiştir değiştir kullan; dost bulmak zor. şaka söylüyorum sanmayın, sahi söylüyorum. bir kimse ile bir işiniz çıksa, şiir, musiki üzerine, ne bileyim, herhangi bir şey üzerine neler düşündüğünü mü sorarsınız, kiminle düşüp kalkıyor, onu mu? kendimizi aldatmayalım, düşünceye öyle büyük bir değer verdiğimiz yoktur, hayatta bir süs, bir eğlencedir, olsa da olur, olmasa da... ben de arkadaşlarıma benzemek isterdim; elimde değil, kimse kimsenin huyunu değiştiremiyor, hele kendininkini hiç değiştiremiyor. ama, iyi bakarsanız, çekişmek, kavga etmek de gene anlaşmaya çalışmaktır. insan karşısındakini yola getireyim der de onun için söyler durur. biri bir kediden hoşlanmadığını söylerse sesimi çıkarmam, başka bir yerden açarım.
bütün çocukluğum kediler arasında geçti. annem, babam, kardeşlerim, hepimiz kediyi severdik. büyük büyük bahçeli evlerde otururduk, yirmi beş, otuz kedimiz bulunurdu. martta, kabakta doğurdular mı,