Totaliter rejimlerde baskın kültür, bağımsızlık yerine itaati, yaratıcı zekâ yerine yüzeysel kurnazlığı, yeterlilik yerine yalakalığı, hakkaniyet yerine güçlüden yana taraf olmayı ödüllendirebilir. Fromm'un deyimiyle bütün ülke, zihinleri çarpıtılmış insanların kendilerini sağlıklı, bağımsızlığını koruyabilmiş insanların ise kendilerini hasta hissettiği bir alana dönüşebilir. Dolayısıyla zihin sağlığımızın ölçüsü, baskın kültüre ne kadar uyumlu olduğumuzda değil, kendi varoluşumuza uygun, samimi bir hayat yaşayıp yaşamadığımızda gizlidir. Yine de, samimiyetimizi yaralayan kültürlerde bile her zaman umut vardır. Rebecca Solniť'in muazzam deyimiyle; biz kendi hikâyemizi anlattıkça, görünmek istemeyeni görünür kıldıkça, ufak da olsa değişir düzen. Samimi birlikteliklerden yeni kültürler oluşur.